
Makale
Düşünceler Düşünendir (OKB)
Davetsiz düşünceleri kendi iradenizle ürettiğinizi sanmak, sizi hem kurban hem fail kılan bir yanılgıdır. Budist yaklaşıma göre düşünceler, arkalarında ipleri tutan bir "düşünen" olmadan, gökyüzündeki bulutlar gibi kendi kendine belirip kaybolur. "İronik süreç teorisi" gereği bir düşünceyi yasaklamak onu sadece daha çok besler. O düşüncelerin ve hatta onunla savaşan iç sesin bile kişisel olmayan birer doğası olduğunu fark ettiğinizde suçluluk biter ve zihinsel savaş durur.

Düşünceler Düşünendir (OKB)
Davetsiz (intruzif) düşüncelere Budist bir bakış açısı.
Ana Noktalar
Bir düşünceyi bastırmaya çalışmak onu yalnızca daha da güçlendirir.
Düşüncelerinizin "sahibi" olmadığınızı fark etmek, onların üzerinizdeki pençesini gevşetebilir.
Davetsiz düşünceler birer öz-cezalandırma (kendini cezalandırma) mekanizması değildir.
Budist öğretmenim iki haftada bir yaptığımız toplantıda bu Pazar günü şöyle dedi: "Düşünceler düşünenin ta kendisidir." Ben de içimden, "Ağzına sağlık ablacığım!" diye geçirdim.
İçimde bu fikri coşkuyla onaylama ve selamlama güdüsü uyandı (gençliğimin Güneyli Baptist tarzında); çünkü düşüncelerimi aslında bizzat benim düşünmediğim fikri, bana kendi deyimimle "döngülere girmek" konusunda diğer her fikirden daha fazla yardımcı oldu. Benim "döngü" dediğim şeye, yaygın olarak davetsiz (intruzif) düşünceler deniyor: Zihinsel partiye davetsizce dalan istenmeyen görüntüler, dürtüler, kelimeler veya kelime öbekleri.
Hayatım boyunca davetsiz düşüncelerle uğraştım. Easy Street: A Story of Redemption from Myself adlı kitabımda şöyle yazmıştım: "Bu mekanizmanın en kötü yanı, bunu kendi kendime yapıyormuşum gibi hissetmek; iradem dışında kendime zihinsel ıstırap çektirdiğimi, bilişsel bir öz-zarar verme oyununda hem kurban hem de fail olduğumu düşünmektir."
Peki bunu neden yapayım?
İronik Süreç Teorisi
Psikolog Daniel Wegner, White Bears and Other Unwanted Thoughts (Beyaz Ayılar ve Diğer İstenmeyen Düşünceler) adlı kitabında ünlü deneyini anlatır. Bu deneyde katılımcılara bir beyaz ayıyı düşünmemeleri söylenir ve kaçınılmaz olarak, neredeyse başka hiçbir şey düşünemez hale gelirler. Wegner buna "ironik süreç teorisi" adını verdi; zihnin, bastırmaya çalıştığı her şeye takılıp kalma eğilimi. Bir düşünceyi itmek için harcanan çaba, sanki onu besler. Direndiğimiz şey, ısrar eder.
Benim durumumda, davetsiz düşünceler her zaman nesnel olarak kötü şeyler değildi. Bazen kafamın içindeki istenmeyen kelimeler tamamen saçma sapan kelimelerden, tek hecelerden, zihnime pıtrak gibi yapışan dil kırıntılarından ibaretti. Bunlar kutsallığa saygısızlık ya da cehennem ateşi gibi karanlık temalardan, deterjan ya da yoyo gibi son derece hafif şeylere kadar uzanabiliyordu.
Benim için asıl sorun, içeriğin kendisinden ziyade kendi kendime koyduğum yasağın çiğnenmesiydi. Bir düşünceyi sınır dışı ilan ettiğim an, bilincimin kapısına tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar vurmaya başlıyordu. Çocukken yaşadığım "kutsal değerlere saygısızlık" içeren düşüncelerle mücadelemi Sin Bravely adlı kitabımda şöyle anlatmıştım: "Her kirli düşünce, kasıtlı bir kötülüğün ve kurtarılmamış bir ruhun kanıtıydı."
Yaşım ilerledikçe bu döngülerin niteliği dini temalardan uzaklaştı ama fenomen aynı kaldı.
Kasıtlı Olarak Yapmıyorsunuz
Eskiden bu döngülerimin, kendime zarar vermeye yönelik bilinçaltı bir arzunun, işlediğim bir günah için kendimi cezalandırma isteğinin bir ürünü olduğunu düşünürdüm. Ancak bu fikir işleri sadece daha da kötüleştirdi.
Bana nihayet yardımcı olan bakış açısı Budist düşüncesinden geldi: Düşüncelerin, onları var eden ya da serbest bırakan merkezi bir "düşünen" olmadan, kendi kendilerine ortaya çıkıp kaybolduğu öğretisi. Budist perspektife göre zihinsel oluşumlar, bağımsız bir öznenin kişisel iradi eylemleri değil; tıpkı gökyüzündeki bulutlar gibi, belirli nedenler ve koşullar bir araya geldiğinde oluşan doğal fenomenlerdir. Zihin tek bir komutan değil; akıntılar, rüzgarlar ve fırtınalardan oluşan bir sistemdir.
Olayı bu şekilde görmek içimde bir şeyleri gevşetti.
Psikiyatrist ve Budist öğretmen Mark Epstein, Thoughts Without a Thinker (Düşünensiz Düşünceler) kitabında, acı çekmenin sabit bir kimliğe tutunmamızdan kaynaklandığını ve iyileşmenin, düşüncelerin kendisinin kişisel olmayan (impersonal) doğasını fark ettiğimizde başladığını açıklar. Perdenin arkasında ipleri elinde tutan bir "ben" olmadığını kavrama anı...
Küçük Bir Özgürlük Alanı
Eğer bu doğruysa, yani düşünceler kendi kendilerinin düşüneniyse, o zaman davetsiz düşüncelerden muzdarip olduğumda kendime zalimlik ediyor sayılmam. Yaşadığım sıkıntının mimarı ben değilim. Aslında hiçbir şeyin mimarı ben değilim. Hatta içimde o düşünceyle savaşan, "Bunu düşünme, bunu düşünmeyi bırak" diyen parça bile sadece bir başka düşüncedir.
Kafamın içindeki o koca savaş. Yasaklama. İhlal etme. Tekrar ve tekrar. Sadece düşünceler. Düşünceler. Düşünceler.
Düşünenin kendisi bile, bir düşünce.
Eğer gençliğime tek bir şey söyleyebilseydim, o da şu olurdu: Bunu kendi kendine yapmıyorsun. Kendini suçlamak için kullandığın o "sen" kavramı, tıpkı seni suçlayan o diğer düşünce gibi, sadece farkındalığında beliriveren bir başka düşünceden ibaret.
Genç dostum, işe tam olarak buradan başla derdim herhalde.
Bu küçük bir vites değişimidir, ama bir noktada bunun aslında her şey demek olduğunu anlamaya başlarsın.
Yazar
Maggie Rowe
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?
Kaygı anında korkuyla mantıksal tartışmaya girmek işe yaramaz. Çözüm, önce korkuyu ve rahatsızlığı dürüstçe kabul etmek; ardından içsel diyaloğu bir cesaretlendirme (tezahürat) moduna geçirmektir. Kendinizi ikna etmeye çalışmak yerine "Bu çok zor ama bununla başa çıkabilirim" diyerek destek olun. Bu yaklaşım, sahte bir yatışma arayışından uzaklaşıp gerçek kabule ve toleransa dayalı bir iyileşme adımı atmanızı sağlar.

Benim Durumum Farklı!
Tıbbi teşhisler semptomlara ne ad verileceğini söyler; ancak bedenin neden alarm verdiğini açıklamakta yetersiz kalır. CFS, IBS, MCAS veya kronik ağrı gibi farklı etiketlerin altında aynı süreç yatar: Koruma modunda sıkışmış tek bir sinir sistemi. İyileşme, her bir semptomu (su birikintisini) ayrı ayrı kovalamakla değil; duyarsızlaştırma ilkeleriyle sinir sistemine güvende olduğunu gösteren yeni deneyimler sunarak bu koruma döngüsünü tersine çevirmekle gerçekleşir.

İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası
yileşme yolculuğunun en büyük dönüm noktası, semptomları yok etmeye çalışmak yerine koşulsuz kabul etmektir. Kabul, geçsin diye yapılan bir pazarlık değil; rahatsızlıkla kurulan ilişkideki radikal bir eksen kaymasıdır. Panik anında nötr kalabilmek, düşüncelerle savaşmamak ve "Bu his kalsa da hayatıma devam edeceğim" diyebilmek sinir sistemine güven verir. Semptomların kalsa da gitse de önemsizleştiği bu teslimiyet, kaygının gücünü yavaşça kırar.