
Makale
İyileşme Ne Zaman?
Özgürleştirici gün, semptomların bittiği değil, konfor arayışından vazgeçtiğin gündür. Hassas sinir sistemi rahatsızlığı tehlike sanır ve seni kaçınmaya iter; bu da alarmı besler. Sistem mantıktan değil, deneyimden öğrenir. Dalga yükseldiğinde kaçmak yerine orada kalıp işine devam ettiğinde beyne "yoğun ama güvenli" kanıtını sunarsın. Konfor odaklılar iyi hissetmeyi beklerken kıyıda kalır, büyüme odaklılar yaşar ve iyi hissetme arkadan gelir.

İyileşme Ne Zaman?
İyileşme sürecinde öyle bir gün gelecek ki, sen henüz oraya varmadan önce sana o günü anlatmak istiyorum; çünkü çoğu insan ne olduğunu bile anlamadan o günün yanından yürüyüp geçer.
O gün, semptomlarının tamamen yok olduğu gün değildir.
O gün, "tüm bu meseleyi çözdüğün" gün değildir.
O gün, uyandığında sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hissettiğin gün de değildir.
İyileşme sürecindeki en özgürleştirici gün; konforlu kalmaya çalışarak kazanmaktan vazgeçtiğin gündür.
Şöyle açıklayayım...
Sinir sistemi bizi konforlu tutmak üzere tasarlanmıştır.
Konforlu demek şudur:
Daha az enerji harcarız (beden, kıtlık ihtimaline karşı her zaman enerjiyi korumak ister).
Tanıdık/aşina olana yakın kalırız (tanıdık olan bizi daha önce hayatta tutmuştur, bu yüzden beden ona güvenir).
Rahatsızlığı tırmandıran her şeyden uzaklaşırız (çünkü ilkel bir sinir sistemi için rahatsızlık, olası bir tehlike anlamına geliyordu).
Bunların hepsi tasarım gereğidir. Ancak sinir sistemi hassaslaştığında (sensitized) olanlar şudur:
Beden, "rahatsız edici" ile "tehlikeli" arasındaki çizgiyi ayırt etmeyi bırakır.
İşte bu yüzden hayatındaki her şey yolunda olsa bile semptom hissedebilirsin.
Ve sinir sistemin, bir tehdit karşısında yapmayı bildiği tek şeyi yapar: Seni tekrar konfora doğru iter. Erken ayrıl, otobana çıkma, planı iptal et, güvenli olana yakın kal.
Çünkü o anlık rahatlama hissinin altında, sinir sistemin sessiz bir ders öğrenmiştir: "Orası gerçekten tehlikeliydi, iyi ki geri çekildik." Seni koruması gereken o "kaçınma" (avoidance) davranışı, aslında alarma durmadan çalmaya devam etmesini öğreten şeyin ta kendisidir.
Bu yüzden bir süreliğine iyileşme, bir kovalamaca gibi hissettirebilir. Konforlu olana geri dönmeye çalışırsın. Sakinliğe. Bunların hiçbirini düşünmek zorunda olmayan o eski versiyonuna... Hedefin konfor olduğu sürece, her rahatsız edici duyum bir gerileme gibi hissettirir; henüz oraya varamadığının bir kanıtı, sen ona her uzandığında biraz daha uzağa kayan bir bitiş çizgisi gibi...
Sonra bir gün, bir şeyler değişir.
Sıradan bir öğleden sonranın ortasında o dalganın yükseldiğini hissedersin ve ona karşı kendini kasmak ya da ondan kaçmak yerine, orada öylece kalmasına izin verirsin. Arabayı sürmeye devam edersin.
O sohbetin içinde kalırsın. Dişlerini sıkarak, parmak eklemlerini beyazlatacak kadar kendini zorlayarak değil; o rahatsızlık hissinin, senin "iyi hissetmen" için gitmek zorunda olmadığını bir şekilde artık anladığın için.
İşte o gün, o gündür. Özgürleştirici olan gün.
Ve aslında yaptığın şey, o zor anı atlatmaktan çok daha büyüktür. Tüm hayatını konforlu kalmak üzerine organize etmeyi bırakmışsındır ve sinir sisteminin en başından beri yapmayı beklediği tek şeyi yapmasına izin vermişsindir: Kanıt toplamak.
O beş alarm seviyesindeki yangın muamelesi yaptığı duyumun, aslında sadece bir duyum olduğuna dair kanıt. Bazen rahatsız edici, bazen yoğun, ama tamamen güvenli.
Bir sinir sistemi hassasiyetini işte böyle kaybeder (desensitized). Konforlu tutularak değil. Rahatsızlığın hiçbir zaman tehlike olmadığını kendi yaşanmış deneyiminle öğrenerek.
Bu, "konfor odaklı" bir hayat ile "büyüme odaklı" bir hayat arasındaki farktır.
Konfor odaklı bir hayat, yaşayabilecek kadar iyi hissetmeye çalışmakla harcanır.
Büyüme odaklı bir hayat ise yaşayarak geçirilir ve iyi hissetme hali onu arkadan takip eder.
Bunlardan biri seni kendi hayatının kıyısında bekletir. Diğeri ise seni o hayatın içinde özgür kılar.
Doktorların, terapistlerin ve profesörlerin bu süreçlerden geçtiğini gördüm; anksiyeteyi neredeyse herkesten daha iyi anlayan insanların... Ve her biri aynı duvara çarptı: Bu güne giden yolu düşünerek, mantık yürüterek inşa edemezsin. Sinir sistemin mantıktan öğrenmez. O, sıradan bir anın içinde gerçekte ne yaptığından öğrenir.
Yazar
Shaan Kassam
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?
Kaygı anında korkuyla mantıksal tartışmaya girmek işe yaramaz. Çözüm, önce korkuyu ve rahatsızlığı dürüstçe kabul etmek; ardından içsel diyaloğu bir cesaretlendirme (tezahürat) moduna geçirmektir. Kendinizi ikna etmeye çalışmak yerine "Bu çok zor ama bununla başa çıkabilirim" diyerek destek olun. Bu yaklaşım, sahte bir yatışma arayışından uzaklaşıp gerçek kabule ve toleransa dayalı bir iyileşme adımı atmanızı sağlar.

Benim Durumum Farklı!
Tıbbi teşhisler semptomlara ne ad verileceğini söyler; ancak bedenin neden alarm verdiğini açıklamakta yetersiz kalır. CFS, IBS, MCAS veya kronik ağrı gibi farklı etiketlerin altında aynı süreç yatar: Koruma modunda sıkışmış tek bir sinir sistemi. İyileşme, her bir semptomu (su birikintisini) ayrı ayrı kovalamakla değil; duyarsızlaştırma ilkeleriyle sinir sistemine güvende olduğunu gösteren yeni deneyimler sunarak bu koruma döngüsünü tersine çevirmekle gerçekleşir.

İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası
yileşme yolculuğunun en büyük dönüm noktası, semptomları yok etmeye çalışmak yerine koşulsuz kabul etmektir. Kabul, geçsin diye yapılan bir pazarlık değil; rahatsızlıkla kurulan ilişkideki radikal bir eksen kaymasıdır. Panik anında nötr kalabilmek, düşüncelerle savaşmamak ve "Bu his kalsa da hayatıma devam edeceğim" diyebilmek sinir sistemine güven verir. Semptomların kalsa da gitse de önemsizleştiği bu teslimiyet, kaygının gücünü yavaşça kırar.