
Makale
İyileşmek İçin Karanlık Tarafınızla Bağ Kurun
Anksiyete, öfke, haset ve schadenfreude ahlaki kusurlar değil, biyolojik hayatta kalma tepkileridir. Onları bastırmak, tehdit fizyolojisini yoğunlaştırarak anksiyeteyi kronikleştirir. İyileşme, bu nahoş duyumları kişiselleştirmeden kabul etmekle başlar. Bu duygular sizin kimliğiniz değil, sadece sahip olduğunuz geçici duyumlardır. Reaksiyon anında eylemsiz kalmayı pratik ederek beyni eğitebilirsiniz. Karanlığı kucaklamak, gerçek neşeye alan açar.

İyileşmek İçin Karanlık Tarafınızla Bağ Kurun
Anksiyete, öfke, haset ve başkasının bahtsızlığına sevinme (schadenfreude) gibi duyguları kabul etmek, neşenin açığa çıkmasını sağlar.
Temel Noktalar
Hayatta kalma tepkileriniz (survival reactions) potansiyel tehlikeleri işaret etmek için var olduklarından, doğaları gereği son derece nahoş hissettirmek üzere tasarlanmıştır.
Bu tür tepkilere direnmek onları daha da güçlendirir ve istenmeyen düşünceleri tetikler.
Beyninizi bu nahoş duyumlara karşı daha az reaktif (tepkisel) olması için eğittikçe, bu hislerin şiddeti azalacaktır.
Sinir sisteminizi arzu ettiğiniz herhangi bir yöne yeniden yönlendirmeniz mümkündür.
“İnsan ışık figürleri hayal ederek değil, karanlığı bilinçli hale getirerek aydınlanır.” — Carl
Varlığınızın her yönüyle bağ kurmak, iyileşme süreci için kritik öneme sahiptir. Bu durum, sizi korumak amacıyla var olan ancak kasıtlı olarak nahoş (rahatsız edici) hissettiren hayatta kalma tepkileri için özellikle geçerlidir.
Güvende olma ve güvende hissetme ihtiyacı, tüm yaşamın itici ve derin bir gücüdür. Ancak, her an güvende olacağınız hiçbir şekilde garanti değildir. Hayat rekabetçidir ve canlılar her zaman tetiktedir. Yunuslar ve balinalar tek gözleri açık uyurlar. Birçok hayvan mağaralarda veya oyuklarda yaşar. Atlar ve zürafalar ayakta uyuyabilirler. Sayısız canlı, yırtıcılara karşı kendilerini savunmak için uyarı sinyalleri gönderir ve gruplar oluşturur.
Biz insanlar da kendimizi dış tehditlerden koruma ve barınma gibi aynı temel ihtiyaçları paylaşırız. Bizi diğer türlerden çarpıcı biçimde ayıran en önemli özelliğimiz ise dildir. Dil, iletişim becerilerimizi diğer türlerin çok ötesine taşısa da, aynı zamanda hayatımıza ekstra bir karmaşıklık ve kırılganlık katmanı ekler.
Bedeninizin alarm sistemi kişisel bir beyin tarayıcısı gibidir ve asla kapatılamaz. Belirli bir sorunu çözmenin, anksiyetenizi herhangi bir süre boyunca azaltacağını sanmayın. Zihniniz hızla endişelenecek başka bir hedef bulacaktır.
Kendinizi güvende hissetmediğinizde, her zaman anksiyete ile başlayan "hayatta kalma dörtlüsünü" deneyimlersiniz. Bu dört temel hayatta kalma tepkisi, tehdit edici bir dünyada sizi hayatta tutmak gibi aynı temel amaca hizmet ederek insanın duygusal deneyimine yön verir:
Anksiyete: "Tehdit yaklaşıyor olabilir" (Tehlikeye karşı aşırı tetikte olma / hipervigilans).
Haset (Envy): "Hayatta kalmak için daha fazla kaynağa ihtiyacım var" (Başkalarından daha azına sahip olmanın yarattığı acı).
Öfke: "Tehdit şu an burada" (Tehlikeyi ortadan kaldırmak için verilen savaş/kaç tepkisi).
Schadenfreude: "Tehdit etkisiz hale getirildi" (Rakibin düşüşünden/başarısızlığından duyulan ödül hissi).
Bu duyguların her biriyle deneyimlediğiniz duyumlar, tamamen o anki fizyolojik durumunuz tarafından yaratılır. Bu güçlü reaksiyonlar üzerinde hiçbir bilişsel (zihinsel) kontrolümüz yoktur. Bunlar ahlaki kategoriler değil, biyolojik işlevlerdir. Güçlü fizyolojiniz, davranışlarınızı bilinçli yorumlarınızdan çok daha fazla yönlendirir. İnsanlığın gaddarlıklarının ve zararlı davranışlarının büyük bir kısmı doğuştan gelen bir kötülükten değil; kişiselleştirilmiş hayatta kalma tepkilerinin birbiri ardına tetiklendiği döngülere sıkışmış bireylerden kaynaklanır.
Anksiyete, doğası gereği son derece nahoş hissettirecek şekilde evrilmiştir. İnsanların kaçınmak veya kaçmak için neredeyse her şeyi yapabileceği o huzursuzluk derinliğini kelimeler tarif etmekte yetersiz kalır. Öfke ise bundan çok daha güçlüdür ve bağımlılık yaratıcıdır. Korku hissini maskeleyen öfke, yıkıcı olacak şekilde evrilmiştir ve son çare olarak verilen bir hayatta kalma tepkisini besler. Schadenfreude ise iyi hissettirir; genellikle bir başkasının başarısızlığını veya acı çekmesini izlemek, beyindeki ödül ve haz devrelerini harekete geçirir. Eğer o kişi bir rakip ya da hoşlanmadığınız biriyse bu tepki özellikle yoğundur; çünkü bu, hayatta kalma şansınızı artırdığınızı gösterir. Tüm bu duyumlar zihin huzurunuzu bozar ve bir tekinsizlik hissi yaratır. Ancak bedeniniz, sadece sizi koruma görevini yerine getirmektedir.
Çoğu zaman, kötü davranışlar ve tekrarlayan nahoş düşünceler (RUTs - Repetitive Unpleasant Thoughts), bu hayatta kalma tepkilerinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanır: Yani onları kişisel algılayıp doğrudan gerçek kabul etmekten... Bu rahatsız edici duyumları genellikle hızla bastırır (suppress) veya baskılarız (repress). Ancak, bu ürkütücü düşünce ve duyguları bastırmak, kaynaklandıkları o tehdit fizyolojisini daha da yoğunlaştırır; beynin hafıza merkezini küçültür, opioid aşermesini artırır ve hem bedende hem de beyinde genel bir kaosa neden olur. Bastırma (suppression) bilinçli bir eylemdir; baskılama (repression) ise otomatiktir ve bilinçli farkındalığın altındadır. Bastırma, işlevsiz bir kontrol taktiğidir: Kötü hissetmek istemeyiz, bu yüzden o hissi yok sayarız.
Sinir sisteminizi sakinleştirmenin dört temel adımından biri ve en önemlisi, kimliğinizi (identity) bedenin bu hayatta kalma tepkilerinden ayırmaktır. Anksiyete, haset, öfke ve schadenfreude sizin sahip olduğunuz duyumlardır, kim olduğunuz değil. Bununla birlikte, kendinize bu hisleri derinden hissetme ve hatta tepki verme izni vermeniz esastır.
Ancak bir reaksiyonun içindeyken, meşru müdafaa durumları hariç, sözlü veya fiziksel hiçbir eylemde bulunmamak üzere kendinizi eğitin. Yıkıcı yollara başvurmamak için olabildiğince çabuk sakinleşmek adına becerilerinizi kullanın.
Duyumları hissetmemek, onları bastırdığınız anlamına gelir. Yönünüzü değiştirebilmek için önce nerede olduğunuzu hissetmek zorundasınız. Bu fizyolojik duyumları tanımlayan pek çok kelime vardır, ancak bunlar geniş ölçüde belirtilen dört ana kategoride toplanabilir: anksiyete, öfke, schadenfreude ve haset. Onlarla yaşamayı öğrenin, hem de gerçekten yaşamayı. İşte o zaman neşe açığa çıkacaktır.
Yazar
David Hanscom MD
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?
Kaygı anında korkuyla mantıksal tartışmaya girmek işe yaramaz. Çözüm, önce korkuyu ve rahatsızlığı dürüstçe kabul etmek; ardından içsel diyaloğu bir cesaretlendirme (tezahürat) moduna geçirmektir. Kendinizi ikna etmeye çalışmak yerine "Bu çok zor ama bununla başa çıkabilirim" diyerek destek olun. Bu yaklaşım, sahte bir yatışma arayışından uzaklaşıp gerçek kabule ve toleransa dayalı bir iyileşme adımı atmanızı sağlar.

Benim Durumum Farklı!
Tıbbi teşhisler semptomlara ne ad verileceğini söyler; ancak bedenin neden alarm verdiğini açıklamakta yetersiz kalır. CFS, IBS, MCAS veya kronik ağrı gibi farklı etiketlerin altında aynı süreç yatar: Koruma modunda sıkışmış tek bir sinir sistemi. İyileşme, her bir semptomu (su birikintisini) ayrı ayrı kovalamakla değil; duyarsızlaştırma ilkeleriyle sinir sistemine güvende olduğunu gösteren yeni deneyimler sunarak bu koruma döngüsünü tersine çevirmekle gerçekleşir.

İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası
yileşme yolculuğunun en büyük dönüm noktası, semptomları yok etmeye çalışmak yerine koşulsuz kabul etmektir. Kabul, geçsin diye yapılan bir pazarlık değil; rahatsızlıkla kurulan ilişkideki radikal bir eksen kaymasıdır. Panik anında nötr kalabilmek, düşüncelerle savaşmamak ve "Bu his kalsa da hayatıma devam edeceğim" diyebilmek sinir sistemine güven verir. Semptomların kalsa da gitse de önemsizleştiği bu teslimiyet, kaygının gücünü yavaşça kırar.