
Makale
Sinir Sistemi İyileşmesi Bir Hastalık Değildir. Ona Hastalık Muamelesi Yapmayı Bırakın
Hassas bir sinir sistemi hastalık değildir. İyileşme semptomların yok olmasıyla değil, sistemin tehlike algısını güncelleyecek yeni veriler toplamasıyla ölçülür. Beynin okuduğu veri nasıl hissettiğiniz değil, o hisse rağmen ne yaptığınızdır. Alarm ateşlendiğinde acil durum muamelesi yapmayıp hayata devam etmek beyne felaket gelmediğini kanıtlar. Rahatsızlığa rağmen eyleme geçmek iyileşmeyi getirir. Semptomların solması ana hedef değil, bu sürecin doğal bir yan ürünüdür.

Sinir Sistemi İyileşmesi Bir Hastalık Değildir. Ona Hastalık Muamelesi Yapmayı Bırakın
Soğuk algınlığına yakalandığınızda, iyileştiğinizi nasıl anlarsınız?
Cevap bellidir: Kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız, değil mi? Berbat hissedersiniz. Sonra daha az berbat hissedersiniz. Sonra tamamen iyi olursunuz. Semptomların solup gitmesi, iyileşmenin kendisidir.
Çoğu insan sinir sistemi çalışmalarına da aynı varsayımla adım atar. Her sabah kendilerini kontrol ederler: Bugün nasıl hissediyorum? Göğsümdeki sıkışma azaldı mı? İçimdeki o dehşet hissi daha mı sessiz? Daha iyi uyudum mu?
Eğer cevap "hayır" ise iyileşmiyorlardır. Eğer "evet" ise iyileşiyorlardır.
Bu mantıklıdır. Akla yatkın gelir.
Ama büyük tuzak tam olarak burasıdır. Ve insanların tüm "doğru" şeyleri yaparken bile oldukları yerde sıkışıp kalmalarının nedeni de budur.
Hassaslaşmış (sensitized) bir sinir sistemi bir hastalık değildir. Temizlenecek bir virüs yoktur. Hiçbir şey kırılmamış veya bozulmamıştır. Sistem, belirli duyumların ve durumların tehlikeli olduğunu öğrenmiştir ve alarmı ateşleyerek sadece kendi işini yapıyordur.
İyileşme, semptomların yok olup gitmesi demek değildir. İyileşme, sinir sisteminizin neyi öğrendiğini güncellemek için yeterince yeni veri toplamasıdır.
Ve işlerin rahatsız edici hal aldığı yer tam olarak burasıdır:
Sinir sisteminizin okuduğu veri, nasıl hissettiğiniz değildir. O hissi yaşarken ne yaptığınızdır.
Göğüs sıkışması ortaya çıktı —ve siz yine de markete gittiniz mi? İşte bu bir veridir.
O dehşet hissi sabah saat 6'da kapınızı çaldı —ve siz yine de yataktan kalkıp gününüze başladınız mı? İşte bu bir veridir.
Bu anların her biri, bedeninizin saydığı birer oydur. Duyum ortaya çıktı. Hiçbir şeye acil durum muamelesi yapılmadı. Alarm ateşlendi. Hayat devam etti.
İşte denklem şudur:
$$\text{Rahatsızlık} + \text{Yine de Yapmak} = \text{İyileşme}$$
Rahatsızlığın gitmesi değil. Rahatsızlığın yönetilmesi de değil. Rahatsızlığın orada olması, onun alarm çıkartılmadan karşılanması ve bu sırada sizin yaşamaya devam etmeniz.
Semptomlar daha sonra solup gider. Gitmek zorundadırlar. Çünkü sinir sisteminiz, bu duyumların arkasından bir felaket gelmediğine dair yeterli kanıta sahip olduğunda, artık onları aynı yoğunlukta üretmeyi bırakır.
Ancak bu durum bir yan üründür —ulaşılmaya çalışılan bir ölçüt (metrik) değil.
Büyük değişim buradadır. Ve bu, yıllarca sıkışıp kalan insanlar ile zor günler yaşamaya devam ederken bile sessizce iyileşen insanlar arasındaki farktır.
Alarmı ölçmeyi bırakın.
Ne hissettiğinize rağmen yine de ne yaptığınızı ölçmeye başlayın.
Yazar
Shaan Kassam
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Bu işin ABC si!
Anksiyete zihinsel değil, bedenden zihne taşan bir hissetme problemidir. Endişe, belirsizliği kontrol etme çabasıdır; düşünceler inanılmadıkça zararsızdır. İyileşme zihinsel analizle değil, bedendeki alarma şefkatle temas ederek güven inşa etmekle olur. ABCDE yöntemiyle; endişeyi fark edin, bedendeki alarma el koyup nefes verin, hisle hikayesiz kalın, sakin anlarda da pratik yapın ve egoya inanmayın. Belirsizliği küçük adımlarla tolere etmek güveni kökleştirir.

Aklımızla mı Kalbimizle mi İyileşiriz?
Anksiyete kafayla değil, kalple iyileşir. Zihin durumu anlamak için harika bir araçtır; fakat sürekli analiz ve bilgi arayışı bir noktadan sonra duvarsız bir hapishaneye dönüşür. Zihnin sınırına gelindiğinde çözüm aramayı bırakıp kalbin şefkat, kabullenme, izin verme ve oyunculuk gibi niteliklerine alan açmak gerekir. İyileşme; yeni bir açıklama peşinde koşmaktan, deneyimle dirençsizce bir arada olmaya ve bildiklerimizi şefkatle pratik etmeye geçtiğimizde gerçekleşir.

Anksiyeteyi Yönetmeye Yönelik Ruhsal/Manevi Terapi Yaklaşımları
Maneviyat ve felsefe, anksiyetenin kökündeki ölüm korkusu ve kontrol arzusunu aşmada psikoterapiyi tamamlar. Watts ve Budizm'e göre ıstırap; belirsizliği reddetmekten, beklentilere ve sonuçlara aşırı tutunmaktan doğar. Hayatta mutlak bir dış güvence yoktur. Kontrol illüzyonundan vazgeçip belirsizliği kabullenmek içsel güveni sağlar. Kaçınılmaz sonun ve tehlikenin ortasında bile zihni geleceğin kuruntusundan çekip o anın tadını çıkarmak insanı özgürleştirir.