
Makale
Bu Düşüncelerden Kaç Tanesi Fark Ettirmeden Hayatınızı Çalıyor?
Aşırı düşünme (overthinking), kendini "plan yapma" veya "temkinli olma" gibi dostça maskelerin arkasına gizleyerek hayatınızı çalar. Birçok insan zihinsel analizlerle belirsizliği yok edebileceğini sansa da bu kesinlik arayışı sadece kaçırılan fırsatlara ve yerinde saymaya yol açar. "Ya başarısız olursam?" gibi kalıplar bizi eylemsizliğe gömer. Çözüm kaygılı düşünceleri yok etmek değil, onları fark edip etiketleyerek zihinle araya mesafe koymaktır.

Bu Düşüncelerden Kaç Tanesi Fark Ettirmeden Hayatınızı Çalıyor?
Temkinli davrandığınızı sandığınız ama aslında olduğunuz yerde çakılıp kaldığınız anlar üzerine.
Temel Noktalar
Aşırı düşünme (overthinking), kendini "planlama yapmak" ya da "temkinli olmak" gibi maskeler arkasına gizler.
Birkaç tekrarlayan düşünce kalıbı, bizi faydalı kararlar almaktan tamamen alıkoyabilir.
Bu düşünceleri fark ettiğiniz an, üzerinizdeki güçlerini kaybetmeye başlarlar.
Aşırı düşünmeyi genellikle en kötü senaryolarla dolu, aşırı aktif bir zihin olarak hayal ederiz. Bazen durum gerçekten böyledir. Ancak çoğu zaman aşırı düşünme, karşımıza çok daha dostça bir kılıkta çıkar. Evet; aşırı düşünme kendini genellikle dikkatli, sorumluluk sahibi ve "doğru" kararı vermeye çalışan bir yapı olarak sunar.
Bu Düşüncelerden Kaç Tanesi Size Tanıdık Geliyor?
Aşağıdaki listeyi okuyun ve bu düşüncelerden kaç tanesinin zaman zaman sizi bunalttığını, kararlarınızı etkilediğini ve değerli fırsatları kaçırmanıza neden olduğunu yüksek sesle sayın:
"Ya başarısız olursam?"
"Hazır değilim."
"Ya insanlar beni yargılarsa?"
"Yüzde yüz emin olmam gerekiyor."
"Ya onları hayal kırıklığına uğratırsam?"
"Ya pişman olursam?"
"Ya daha iyi bir seçenek varsa?"
"Bunun üzerine biraz daha düşünmeli miyim?"
Şimdi, "Dr. Jeff hayatta her zaman ilk içgüdümüzle hareket etmemiz ve fevri olmamız gerektiğini söylüyor" demeden önce lütfen bana bir iyilik yapın. Mesajımı, hayata tamamen hazırlıksız ve bütünüyle rastgele atılmanız gerektiği şeklinde yorumlamayın. Hayır, yukarıdaki düşüncelerin hiçbirinin "kötü" olduğunu söylemiyorum. Doğru bağlamda hepsinin bir değeri vardır. Sorun, bu düşüncelerin zihninize ara sıra uğrayan misafirler olmak yerine, varsayılan (otomatik) bilişsel yollarınız haline gelmesiyle başlar.
Sahte Güvenlik Tuzağı
Birçok insan bilinçaltında yeterince uzun süre düşünürse, yeterince hazırlanırsa veya yeterince analiz ederse belirsizliği tamamen ortadan kaldırabileceğine inanır. Oysa hepimiz biliriz ki hayat garanti sunmaz. Hiçbir düşünme miktarı mükemmel bir sonucu, herkesin onayını veya hatasız bir karar vermeyi garanti edemez.
Aslında, 35 yıllık bir psikolog olarak danışanlarımın gözünden gördüğüm şey şu ki; kesinlik arayışı sadece gecikmiş kararlara, kaçırılan fırsatlara ve ilerleme zamanı çoktan gelmiş olsa bile olduğun yerde sıkışıp kalmaya yol açıyor.
Aşırı Düşünmenin Bedeli
Yukarıdaki düşünce listesine geri dönün ve şunu aklınızda bulundurun: Tekrarlayan her aşırı düşünme kalıbı, gizli bir bedel taşır. Zihninizde dönüp duran (spiraling) bu düşüncelerin duygusal ve davranışsal sonuçları çok büyüktür.
"Ya başarısız olursam?" düşüncesi denemenizi engelleyebilir.
"Ya insanlar beni yargılarsa?" düşüncesi sizi sessizliğe gömer.
"Ya birini hayal kırıklığına uğratırsam?" düşüncesi ise sizi insanları memnun etme (people-pleasing) tuzağına hapsedebilir.
Zamanla bu düşünceler —eğer izin verirseniz— hayatınızı çalar.
Güzel haber şu ki, her yaş grubu için geçerli olan Freeing Your Child From Overthinking (Çocuğunuzu Aşırı Düşünmekten Kurtarmak) adlı kitabımda da ele aldığım stratejilerden biri, düşüncelere otomatik olarak itaat etmek yerine onları sadece fark etmeyi öğrenmektir.
Bu nedenle, ağır, olumsuz ve kaygı yüklü bir düşünceyle tartışmaya girmek yerine onu etiketlemeyi deneyin. Kendi kendinize şöyle diyebilirsiniz: "İşte yine 'Ya başarısız olursam?' düşüncem geldi." ya da "İşte 'Yüzde yüz emin olmam gerekiyor' düşüncem burada." Bu yaklaşım, kendiniz ile bu tür düşünceler arasında çok değerli bir mesafe (precious distance) yaratır. En önemlisi de, her düşünceye bir emir gibi davranmayı bırakır ve onu sadece, gerçek dikkatinizi hak edip etmediği kesin olmayan zihinsel bir aktivite olarak görmeye başlarsınız.
Ana Fikir (Take Away)
Hedef, kaygılı düşünceleri tamamen yok etmek değildir. Hedef, onları daha erken fark etmektir. Çünkü aşırı düşündüğünüz bir anı yakaladığınız anda, o düşünce üzerinizdeki baskısını ve pençesini gevşetmeye başlar.
Yazar
Jeffrey Bernstein Ph.D.
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Duygularınızı Değiştirmek İstiyorsanız, İnançlarınızı Değiştirin
Duygularımızı köklü inançlarımız, varsayımlarımız ve beklentilerimiz yönetir. Bizi sıkıntıya sokan en yaygın kalıplar şunlardır: Kendimize koyduğumuz kurallar (yapmalıyım), başkalarından beklentilerimiz (yapmalılar), durumlara yüklediğimiz anlamlar (şöyle olmalıydı) ve adalet arayışımız (bunu hak etmiyorum). Bu inançlar zamanla hayatı filtreleyen katı hikayelere dönüşür. Duyguları değiştirmek için inancı fark etmeli, hikayeyi sorgulamalı ve yeni bir perspektif denemeliyiz.

En Ağır Vakalar da İyileşir
Anksiyete iyileşmesini belirleyen şey semptomların şiddeti değil, o rahatsızlık hissiyle hiçbir şey yapmadan kalabilme toleransıdır. Şiddetli belirtileri olan biri müdahale etmeyi bıraktığında hızla iyileşebilirken; hafif belirtileri olan biri sürekli arama ve kontrol yaptığı için yıllarca tıkanabilir. Başarı odaklı kişiler "daha çok çabalayarak" alarmı açık tutarlar. İyileşme, her dalgayı problem gibi görmeyi bırakıp hayata karışmaktır. Sinir sistemi kelimelere değil, davranışa bakar.

Neden Hala İlerleyemiyorum
Anksiyeteyi zihnen anlamak beyni ikna etse de sinir sistemini iyileştirmez. Zihin mekanizmayı bir günde çözerken, beden ancak aylarca süren somatik pratikle öğrenir. Sürekli içerik tüketip yerinde saymanın nedeni bilgi eksikliği değil, o hissin gelişine ve güvende olunduğuna dair yeterli yaşanmış deneyim biriktirilmemiş olmasıdır. Korku artık bir refleks halini almıştır ve düşünerek yok edilemez. Gerçek iyileşme, rehberlik eşliğinde o dalgalara dirençsizce izin vererek gerçekleşir.