Makalelere geri dön
İnişli Çıkışlı Duygular

Makale

İnişli Çıkışlı Duygular

Carl James29 Nisan 2023

Anksiyetede duyguların sebepsizce dalgalanması normaldir; süreç bilinçaltında işler ve mantıkla çözülemez. Sürekli mutlu olmayı bekleyen kültürel baskı ve kontrol çabası gerginliği artırır. Üzüntü ve öfke de en az mutluluk kadar geçerli duygulardır. Çözüm, hislerimizi kontrol etmeyi bırakıp mevcut duyguya izin vermektir. Hoş olmayan hisleri yargısızca kabul etmek sinir sisteminin hassasiyetini azaltır ve duyguları zamanla yatıştırır.

Paylaş:

İnişli Çıkışlı Duygular

Anksiyetenin özelliklerinden biri de duygularımızın ne kadar köklü ve ne kadar hızlı değişebildiğidir; üstelik genellikle görünürde hiçbir neden yokken. Ruh halimizdeki bu dramatik dalgalanma, anksiyete durumu içinde olmaya dair hissettiğimiz o kafa karışıklığını (şaşkınlığı) daha da artırır.

Yapılması gereken ilk şey, tüm bunların normal olduğunu fark etmektir. Anksiyete yaşayan herkes bu deneyimi şu ya da bu derecede deneyimler. Ruh halimizin neden değiştiğini nadiren bilmemizin sebebi, anksiyete ile ilgili gerçekleşen şeylerin büyük bir kısmının bilinçaltı düzeyde meydana gelmesidir. Bu nedenle, durumu "mantık yoluyla çözmeye çalışmak" (working it out) her seferinde başarısız olur —çünkü göremediğimiz bir şeyi nasıl çözebiliriz ki?

Bu ruh hali değişimlerini kabul etmekte zorlanmamızın beklentilerle çok büyük bir ilişkisi vardır. Kendi seçimimizle iyi hissedebilmeyi ister ve bunu bekleriz. Ama işler bu şekilde yürümez. Nasıl hissettiğimizi kontrol edemeyiz ve duygularımızı kontrol etmeye ne kadar çok çalışırsak (ve başarısız olursak), o kadar çok kaygılanırız.

Anksiyetenin diğer yönlerinde olduğu gibi, burada da tek etkili eylem planı yüzleşmek ve kabul etmektir. Bu, tam da şu anda gerçekte hissettiğimizden daha farklı hissetmeye dair her türlü arzuyu veya beklentiyi serbest bırakmak (letting go) anlamına gelir. Bunun yerine duygularımızla yüzleşir, onlara izin verir ve şu anki hissimizin tam olarak bu olduğunu kabul ederiz.

Bu durum, sonsuza kadar böyle hissedeceğimiz veya nahoş ya da korku dolu hissetmeyi kabul ederek bu duyguları daha fazla tetikleyeceğimiz anlamına gelmez. Bu sadece, o duygulardan hoşlanmasak bile nasıl hissettiğimizi kabul etmek anlamına gelir.

Kültürel Koşullanma

Birçoğumuz ne olursa olsun mutlu olmamız gerektiğine ve eğer mutsuzsak bunun nedeninin başarısız olmamız, kurban rolü oynamamız veya hayatta sahip olduklarımıza karşı nankörlük etmemiz olduğuna inanarak büyütüldük. Şeylere yönelik bu aşılanmış bakış açısı, meşru duygularımızı geçersiz kılarak onları "yanlış" veya "istenmeyen" olarak damgaladı.

Oysa üzüntü de en az mutluluk kadar geçerli bir duygudur. Öfke, hayust kırıklığı, çaresizlik, anksiyete vb. duyguların hepsinin kendi yeri vardır. Onlara direnmek, onları bastırmak veya değiştirmeye çalışmak sağlıksızdır.

Kültürel olarak bize "gülümse ve unut", "mutlu bir yüz maskesi tak", "neden bu kadar somurtkansın?", "neşelen", "bunları aş" vb. şeyler söylenir. İnsanlar "Don’t worry, be happy" (Tasalanma, mutlu ol) sözünü iyi bir yaşam için uygulanabilir bir reçete olarak görürler. Ancak tüm bu basitleştirilmiş kalıplar, sözde üzüntü, anksiyete, öfke, hayal kırıklığı gibi "negatif duygular" söz konusu olduğunda gerçek duygularımızı inkar etmemizi ister. Ve onları inkar ederek, sadece içimizde biriktirip bastırırız; bu da gerginliğe ve içsel bir çatışmaya neden olur.

İnişli Çıkışlı Duygularla İlgili Kendi Deneyimim

Bu rastgele ve bazen dramatik olan ruh hali dalgalanmalarını ben de yaşadım. Bana gerçekten yardımcı olan şey, nasıl hissetmem gerektiğine dair tüm beklentilerimi ve ruh halimin olduğundan daha farklı olmasına yönelik tüm isteklerimi bir kenara bırakmaktı. Kaygılı, üzgün, öfkeli veya hayal kırıklığına uğramış hissetmekten hoşlanmıyordum ama neden öyle hissettiğimi bilmesem bile bunların doğal duygular olduğunu kabul ettim.

Başlangıçta duygularımla savaştım ve daha iyi hissedebilmem gerektiğini düşündüm. Bu beklentilerin, hissetmek istediğim gibi hissetmeme yardımcı olmadığını fark etmek zaman aldı. Aslında duygularım, benim ne istediğime veya ne beklediğime bakmaksızın kendi kendilerine karar veriyor gibi görünüyordu; bu yüzden onların farklı olmasını umut etmek veya beklemek gerçekten anlamsızdı.

Hatta, nasıl hissettiğime dair kendime umutlar veya beklentiler yaratılmasına izin verirsem ve bunlar gerçekleşmezse, bu beklentiler beni sadece daha da perişan ediyordu. Beklentiler olmadığında kabul etmek daha kolaydı. Ruh halim her neyse onunla daha mutlu da olabiliyordum; çünkü bunu, hissetmem gerektiğini düşündüğüm şeyle karşılaştırmıyordum.

Duygulara her zaman saygı duyulmalı ve güvenilmelidir. Düşünceler ise çoğunlukla yanıltıcı ve gerçek dışıdır.

Tepkimizi Değiştirmek

Beklentilerimizin büyük bir kısmı, kültürel inançlara ve yıllarca süren koşullanmalara dayanan birer "alışkanlıktan" ibarettir. Kendimizi serbest bırakmak ve akışına bırakmak (free-wheel) biraz cesaret isteyebilir; çünkü duygularımıza teslim olarak ve kontrolü bırakarak kötü şeylerin olmasına izin verdiğimizi hissederiz. Bu durum, eğer her zaman kusursuz bir kontrole sahip olsaydık başımıza sadece iyi şeylerin geleceği yönündeki hatalı inanca dayanır.

Sorun şu ki, ne kadar çabalarsak çabalayalım zaten hiçbir zaman kontrole sahip değilizdir. Kontrolü elinde tutma çabalarımız bizi sadece tüketir, içsel çatışmamızı canlı tutar ve acı çekmemize neden olur. Bizi en başta anksiyete durumuna sokan şey, kontrolü sürdürmek için verdiğimiz o mücadeledir. Bu işe yaramaz ve aslında tam tersi bir etki yaratır.

İleriye giden yol, her an nasıl hissediyorsak ona saygı duymak ve onu kabul etmektir. Hoş olmayan duygulara verdiğimiz tepkiyi değiştirerek, zihnimizin ve bedenimizin hassasiyetini yitirmesine (desensitize olmasına) ve iyileşmesine izin veririz. Bu da duygularımızın yatışmasını ve daha az dalgalı hale gelmesini sağlar.

C

Yazar

Carl James

Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.

İlgili Diğer Makaleler

Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü

Aşırı düşünme (overthinking) çözüme değil, zihinsel tükenişe yol açar. Bu sarmaldan çıkmanın yolu, zihnin düştüğü 7 spesifik paterni tanımaktır: Gelecek korkusu (Endişe), geçmişe takılma (Geviş getirme), sürekli tehlike arama (Tehdit izleme), her şeyi düzeltme arzusu (Çözüm modu), amansız içsel yargı (Öz-eleştiri), aşırı çekingenlik (Kendine odaklanmış dikkat) ve aniden beliren davetsiz düşünceler. Bunları fark edip adlandırmak döngüyü keser ve kontrolü geri verir.

Carly Ann09 Temmuz 2026
Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak

Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak

Sürekli anksiyete, beyin-bedeni tüketerek haz alamama (anhedoni) sarmalını tetikler. Biyokimyası bozulan sinir sistemi, ne beynin ne de bedenin tatmin hissetmesine izin verir. Kişi, asla gerçek doyuma ulaşamayan sonsuz bir arayışa, yani "aç hayalet" döngüsüne hapsolur. Bu sefalet zincirini kırmak için üst beynimizi (farkındalığı) devreye sokmalı, küçük adımlarla sağlıklı hedonizmi seçmeliyiz. Haz bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaç ve zorunluluktur.

Nan J. Wise Ph.D.07 Temmuz 2026
Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!

Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!

Anksiyete anında kendimizi yargılamak, suçlamak veya utandırmak (JABS) sinir sistemine "güvende değilsin" mesajı verir. Kendini hırpalayan bu ince darbeler iyileşmeyi engeller. Çözüm, alarm veren bedeninize sırtınızı dönmek yerine korkmuş bir çocuğa yaklaşır gibi şefkat göstermektir. Kendinize "Şu an bana ne oluyor?" diye sormak, bu yıkıcı paternle aranıza mesafe koyar. İyileşme, alarm bittiğinde değil; alarmı hissettiğiniz için kendinizi terk etmeyi bıraktığınızda başlar.

Russell Kennedy07 Temmuz 2026