
Makale
Kontrol İllüzyonu
İnsan zihni dış dünyayı şekillendirmede ustadır; istemediğimiz şeylerden kaçmayı veya onları değiştirmeyi biliriz. Ancak bu kontrol yeteneği iç dünyamızda (düşünce, duygu, anı) aynı şekilde işlemez. Deneyler gösteriyor ki bir şeyi düşünmemeye veya hissetmemeye çalışmak genellikle ters teper. İçsel yaşantılarımız üzerinde sandığımızdan çok daha az kontrolümüz vardır. Gerçek mutluluk, bu kontrol illüzyonundan vazgeçip içsel süreçlerimizi oldukları gibi kabul etmekle başlar.

Kontrol İllüzyonu
Dr. Russ Harris'in "Mutluluk Tuzağı" (The Happiness Trap) kitabından alıntıdır.
İnsan zihni, bir tür olarak bize muazzam bir avantaj sağlamıştır. Plan yapmamıza, icatlar çıkarmamıza, eylemleri koordine etmemize, sorunları analiz etmemize, bilgi paylaşmamıza, deneyimlerimizden ders çıkarmamıza ve yeni gelecekler hayal etmemize olanak tanır.
Üzerinizdeki kıyafetler, ayağınızdaki ayakkabılar, bileğinizdeki saat, altınızdaki sandalye, başınızın üzerindeki çatı, elinizdeki kitap — insan zihninin ustalığı olmasaydı bu şeylerin hiçbiri var olmazdı.
Zihin; çevremizdeki dünyayı şekillendirmemize, onu isteklerimize uydurmamıza; kendimize sıcaklık, barınak, yiyecek, su, koruma, hijyen ve ilaç sağlamamıza imkan verir. Çevremizi kontrol etmeye yönelik bu şaşırtıcı yeteneğimizin, diğer alanlarda da bizde yüksek kontrol beklentileri yaratması şaşırtıcı değildir.
Maddi dünyada kontrol stratejileri genellikle iyi çalışır. Bir şeyi sevmiyorsak, ondan nasıl kaçınacağımızı veya ondan nasıl kurtulacağımızı buluruz ve gereğini yaparız. Kapınızın önünde bir kurt mu var? Ondan kurtulun! Ona taş atın, mızrak fırlatın veya onu vurun. Kar, yağmur veya dolu mu var?
Peki, bu şeylerden tamamen kurtulamazsınız ama bir mağaraya saklanarak veya bir barınak inşa ederek onlardan kaçınabilirsiniz. Toprak kuru ve kurak mı? Sulama ve gübreleme ile bu durumdan kurtulabilir veya daha iyi bir yere taşınarak bundan kaçınabilirsiniz.
Peki ya iç dünyamız? Burada düşüncelerden, anılardan, duygulardan, dürtülerden, zihinsel imgelerden ve fiziksel duyumlardan bahsediyorum. Sevmediklerimizden öylece kaçabilir veya onlardan kurtulabilir miyiz?
Dış dünyada bunu oldukça kolayca yapabiliyoruz, öyleyse iç dünyamızda da durum aynı olmalı değil mi? İşte küçük bir deney: Bu paragrafı okumaya devam ederken dondurma hakkında düşünmemeye çalışın. Rengini, dokusunu veya tadını düşünmeyin. Sıcak bir yaz gününde tadının nasıl olduğunu düşünmeyin.
Ağzınızın içinde erirken ne kadar iyi hissettirdiğini düşünmeyin. Parmaklarınıza damlamasını durdurmak için kenarlarını yalamaya devam etmeniz gerektiğini düşünmeyin.
Nasıl gitti?
Tam da tahmin ettiğim gibi! Dondurma hakkında düşünmeyi durduramadınız. İşte başka bir küçük deney: Geçen hafta olan bir şeyi hatırlayın. Yaptığınız bir konuşma, izlediğiniz bir film veya yediğiniz bir yemek olabilir; herhangi bir anı olur. Hatırladınız mı? Güzel.
Şimdi ondan kurtulmaya çalışın. Onu hafızanızdan tamamen silin ki bir daha asla geri gelmesin. Nasıl gitti? Başardığınızı düşünüyorsanız, tekrar kontrol edin ve onu hala hatırlayıp hatırlamadığınıza bakın.
Şimdi, ağzınıza odaklanın. Dilinizin nasıl hissettiğine dikkat edin. Dilinizi dişlerinizin, diş etlerinizin, yanaklarınızın ve damağınızın üzerinde gezdirin. Şimdi bu duyumlardan kurtulmaya çalışın. Sanki dişçiden yeni bir doz lokal anestezi almışsınız gibi ağzınızı tamamen uyuşturmaya çalışın. Bu duyumları unutabildiniz mi?
Şimdi şu varsayımsal senaryoyu bir an için düşünün. Birinin başınıza dolu bir silah dayadığını ve size korkmamanız gerektiğini, eğer en ufak bir kaygı izi bile hissederseniz sizi vuracağını söylediğini varsayın.
Hayatınız buna bağlı olsa bile, bu durumda kaygılı hissetmenizi durdurabilir miydiniz? (Elbette sakinmiş gibi davranmaya çalışabilirdiniz, ama bunu gerçekten hissedebilir miydiniz?)
Tamam, son bir deney. Aşağıdaki yıldıza bakın ve ardından 60 saniye boyunca düşünmeyi durdurup durduramayacağınızı görün.
★
Yapmanız gereken tek şey bu. 60 saniye boyunca zihninize herhangi bir düşüncenin gelmesini engelleyin — özellikle de yıldızla ilgili düşünceleri!
Umarım şimdiye kadar düşüncelerin, duyguların, fiziksel duyumların ve anıların kontrol edilmesinin o kadar da kolay olmadığı noktasını anlamışsınızdır. Bu, bu şeyler üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığı anlamına gelmez; sadece sandığınızdan çok daha az kontrolünüz olduğu anlamına gelir.
Kabul edelim, eğer bu şeyleri kontrol etmek o kadar kolay olsaydı, hepimiz sürekli bir saadet içinde yaşamaz mıydık? Elbette, her zaman böyle bir durumda yaşadığını iddia eden bazı kişisel gelişim guruları var. Bu insanlar genellikle çok zengin olurlar, kitapları milyonlarca satar ve "cevabı" bulmak için can atan devasa bir takipçi kitlesini kendilerine çekerler.
Tahminimce, bu kitabın pek çok okuyucusu bu yoldan zaten geçmiş ve ne yazık ki hayal kırıklığına uğramıştır.
Yazar
Dr Russ Harris
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Enerjinizi Tüketen 7 Aşırı Düşünme (Overthinking) Türü
Aşırı düşünme (overthinking) çözüme değil, zihinsel tükenişe yol açar. Bu sarmaldan çıkmanın yolu, zihnin düştüğü 7 spesifik paterni tanımaktır: Gelecek korkusu (Endişe), geçmişe takılma (Geviş getirme), sürekli tehlike arama (Tehdit izleme), her şeyi düzeltme arzusu (Çözüm modu), amansız içsel yargı (Öz-eleştiri), aşırı çekingenlik (Kendine odaklanmış dikkat) ve aniden beliren davetsiz düşünceler. Bunları fark edip adlandırmak döngüyü keser ve kontrolü geri verir.

Anksiyete ve Kaybolan Haz Döngüsünü Kırmak
Sürekli anksiyete, beyin-bedeni tüketerek haz alamama (anhedoni) sarmalını tetikler. Biyokimyası bozulan sinir sistemi, ne beynin ne de bedenin tatmin hissetmesine izin verir. Kişi, asla gerçek doyuma ulaşamayan sonsuz bir arayışa, yani "aç hayalet" döngüsüne hapsolur. Bu sefalet zincirini kırmak için üst beynimizi (farkındalığı) devreye sokmalı, küçük adımlarla sağlıklı hedonizmi seçmeliyiz. Haz bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaç ve zorunluluktur.

Öz Şefkat Sizin de Hakkınız!
Anksiyete anında kendimizi yargılamak, suçlamak veya utandırmak (JABS) sinir sistemine "güvende değilsin" mesajı verir. Kendini hırpalayan bu ince darbeler iyileşmeyi engeller. Çözüm, alarm veren bedeninize sırtınızı dönmek yerine korkmuş bir çocuğa yaklaşır gibi şefkat göstermektir. Kendinize "Şu an bana ne oluyor?" diye sormak, bu yıkıcı paternle aranıza mesafe koyar. İyileşme, alarm bittiğinde değil; alarmı hissettiğiniz için kendinizi terk etmeyi bıraktığınızda başlar.