
Makale
Anksiyete Her Şeyi Ele Geçirmiş Gibi Hissettirdiğinde Bununla Nasıl Başa Çıkılır?
Anksiyete bir bozukluk değil, sinir sisteminin "Beni dinle" diyen iletişim şeklidir. Onu susturmaya çalışmak kaygıyı daha da harlar. İyileşme, anksiyeteyi yok etmekle değil; ona yargı yerine merakla yaklaşarak aranızdaki ilişkiyi değiştirmekle başlar. Duraklayıp bedeni gevşettiğinizde (sagging) sistem sakinleşir. Bozuk değilsiniz; sadece sizi korumak isteyen bir sinir sisteminiz var. Huzur, kaygıyı kontrol etmekten değil, onu göğüsleyebileceğinize güvenmekten gelir.

Anksiyete Her Şeyi Ele Geçirmiş Gibi Hissettirdiğinde Bununla Nasıl Başa Çıkılır?
Kişisel Bir Bakış Açısı: Bedeniniz dikkat kesilmenizi istediğinde onu dinlemeyi öğrenmek.
Anksiyete, bedenin bizden dikkat talep etme şeklidir. İlk başta sessizce gelir; huzursuz düşünceler, göğüste hafif bir sıkışma, bir şeylerin ters gittiğine dair silik bir his... Sonra sesi giderek gürleşir. Kalbim hızla çarpar, nefesim daralır, zihnim dönmeye başlar. Aniden kendimi bedenimin içinde değil, korkularımın tam ortasında, kontrol edemediğim hayali gelecek senaryolarının peşinden koşarken bulurum.
Birçoğumuz anksiyetenin bizzat kendisinden korkmayı öğrendik. Ona bir zayıflık veya dengesizlik işareti olarak yaklaşıyoruz; yönetilmesi, saklanması veya zorla itilmesi gereken bir düşman gibi bakıyoruz. Ancak anksiyete düşman değildir. O bir iletişimdir. Sinir sisteminin "Lütfen beni dinle" deme şeklidir.
Anksiyete her şeyi ele geçirdiğinde, bu genellikle altta yatan daha derin bir şeylerin duyulmamasından kaynaklanır. Belki bedenim benden yavaşlamamı istiyordur. Belki kalbim bana bir şeylerin hayatımla uyumlu gitmediğini anlatmaya çalışıyordur. Anksiyeteyi susturmak için ne kadar çok çabalarsam, o fark edilmek için o kadar çok savaşır.
Bazen anksiyetemizin tam olarak nereden kaynaklandığını kolayca teşhis edebiliriz. Geçtiğimiz Kasım ayında Helene Kasırgası Asheville’deki evimizi ve şehrimizi yerle bir ettiğinde, yaşadığım anksiyete son derece "rasyonel" hissettiriyordu. Ancak anksiyetenin deneyimlenmesi için illa ki rasyonel/mantıklı bir sebebe dayanması gerekmez.
İlk Adım: Onu Düzeltmek Değil, Merak Etmek
Başa çıkmanın ilk adımı onu hemen tamir etmeye (düzeltmeye) çalışmak değil, ona karşı merak (curiosity) duymaktır. Bedeninizde tam olarak nerede yaşadığını fark edin. Genellikle ne zaman ortaya çıktığına dikkat edin.
Tam dinlenmek üzereyken mi geliyor?
Kendi gerçeğinizi konuşmaya başladığınızda mı?
Birini hayal kırıklığına uğratacağınızı düşündüğünüzde mi?
Bu kalıpların her biri çok değerli birer bilgidir. Anksiyete emniyet ister. Kesinlik ister. Sizin onunla ilgilendiğinizi ve dikkat ettiğinizi bilmek ister. Ona yargıyla (judgment) değil de merakla yaklaşmak, o güven hissini kendi içinizde yeniden inşa etmeye başlar.
Panik yapmak yerine durakladığınızda (pause), anksiyetenin aslında neyi korumaya çalışıyor olabileceğini anlamak için kendinize bir alan (space) açarsınız. Genellikle yüzeyin hemen altında bir yas, köklü bir korku ya da karşılanmamış bir şefkat/bakım ihtiyacı yatar. Ona nazikçe sormaya başlayabilirsiniz: "Bana ne göstermeye çalışıyorsun? Eğer yavaşlarsam ne olacağından korkuyorsun?"
İşgalciden Öğretmene Dönüşüm
Zamanla bu pratik, anksiyeteyi evinizi basan bir işgalciden size rehberlik eden bir öğretmene dönüştürür. Sizi kaçıran ve rehin alan bir duygu olmaktan çıkıp, kendi iç dünyanızda daha fazla netlik ve şefkatle gezinmenize yardımcı olan bir araca evrilir.
Şunu öğrendim: Huzuru bulmak için anksiyeteyi hayatımdan tamamen söküp atmak (yok etmek) zorunda değilim. Sadece onunla farklı bir ilişki kurmak zorundayım. Ona her sabırla yanıt verdiğimde (respond), sinir sistemime güvenliği inşa etmeye muktedir olduğumu hatırlatırım. Bedenimi kasmak yerine her gevşettiğimde (sagging), kendime şunu fısıldarım: "Burada kalabilirim. Bununla başa çıkabilirim."
Huzur, her kaygılı düşünceyi kontrol etmekten gelmez. Huzur, o düşünceleri içsel bir kararlılık ve sarsılmazlıkla karşılayabileceğinize güvenmekten gelir. Anksiyete gücünü tamamen ortadan kaybolduğunda değil; onun sizin "bozuk veya eksik" olduğunuz anlamına geldiğine inanmayı bıraktığınızda kaybeder.
Siz bozuk değilsiniz. Siz, sizi korumak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan bir sinir sistemine sahip olan bir insan evladısınız. Hedef anksiyeteden sonsuza dek kurtulmak değil; o sizi ziyaret ettiğinde bile hayata tam anlamıyla, coşkuyla dahil olabileceğinizi öğrenmektir.
Yazar
Hannah Rose LCPC
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?
Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır
Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

İYİLEŞİYOR MUYUM?
Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.