
Makale
Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Anksiyete romantize edilemeyecek kadar zor bir deneyimdir; çünkü insanı kendine karşı savaştırır ve en ilkel hayatta kalma içgüdülerine meydan okur. Ancak kaçma dürtüsüne rağmen anda kalabilmek ve zayıf hissederken bile cesaret göstermek kişiyi dönüştürür. Bu sürecin asıl hediyesi anksiyetenin kendisi değil; onunla yüzleşirken inşa ettiğimiz öz-güven, içsel dayanıklılık ve bu zorluğu karşılama biçimimiz sayesinde dönüştüğümüz o dirençli insandır.

Anksiyete yolculuğu nasıl pozitiflik barındırır ki?!
Selam arkadaşlar,
Geçen gün bir DARE üyesi oldukça düşündürücü bir soru sordu:
"Böyle bir yolculuğun beraberinde getirdiği güç ve kişisel gelişimden bahsettiniz; bunda büyük bir teselli ve umut buldum. Kendi yolculuklarınızda nasıl güç ve cesaret kazandığınızı biraz daha anlatabilir misiniz?"
Bu soru için gerçekten minnettarım, çünkü bu konuda söylenecek çok şey var.
Ancak başlamak istediğim yer tam olarak şurası:
Şu anda anksiyetenin içinde yaşıyorsanız, buna dair kesinlikle hiçbir olumlu yön bulamamanızı son derece iyi anlıyorum. Istırabın içinde büyük bir önem görsem de, onu romantize etmek istemiyorum. Çünkü bu ZOR bir süreç. Nokta.
Bir deneyimi ancak içinden geçip öbür ucundan çıktığımızda gerçekten değerlendirebileceğimizi düşünüyorum.
Ve sanırım çoğu insan anksiyetenin sihirli bir lütuf olmadığı ve bu deneyimi asla kimseye dilemeyecekleri konusunda hemfikirdir.
İnsanların şunu söylemesini bütünüyle anlayabiliyorum: "O yılları hayatımdan silip atabilseydim, muhtemelen silerdim."
Ve aynı zamanda, insanların şunu eklemesini de çok iyi anlıyorum: "Ama beni asla mümkün olduğunu düşünmediğim şekillerde dönüştürdüğünü de inkar edemem."
Çünkü anksiyete, insan olmanın inanılmaz derecede zor iki noktasına temas eder.
İlki, içsel bir bölünme yaratmasıdır.
Ve bu bölünme derinden can yakar.
Hayattaki çoğu zorlukta, kendi dışınızdaki bir şeyle yüzleşirsiniz.
Anksiyetede ise durum çoğu zaman size en yakın olan tek şeyle savaşıyormuşsunuz gibi hissettirir: Kendinizle.
Ve bu çok başka türden bir acıdır.
İkincisi ise içgüdülerinize dokunmasıdır.
Anksiyete ve korku, en güçlü içgüdülerimizden bazılarını harekete geçirir; ki bu son derece doğaldır.
Ancak bu içgüdülere karşı hareket etmemiz istendiğinde —her bir zerremiz kaçmak isterken orada kalmak, her içgüdümüz direnmeyi emrederken izin vermek gerektiğinde— bu, muazzam bir irade ve öz-denetim gerektirir.
İşte bu süreçte birçoğumuz, başka türlü asla tanışamayacağımız yönlerimizle karşılaşırız.
Çünkü daha önce hiç yapmak zorunda kalmadığımız şeyleri yapmamız istenir:
Bir yetişkin olarak sıfırdan başlamak.
Zayıf hissederken cesurca hareket etmek.
Kırılmış hissederken bile ilerlemeye devam etmek.
İçimizde hiçbir şey kalmamış gibi hissederken bile çaba sunabilmek.
Son derece inandırıcı hissettiren korkularla yüzleşmek.
Ve bu, bir insanı dönüştürür.
Bu yolculukta geliştirdiğimiz beceriler ve kapasite... İşte asıl hediye budur.
Kendimizle kurduğumuz o yakınlık, öz-güven, kendini tanıma hali... Asıl hediye budur.
Dolayısıyla, eğer hâlâ bu durumun içindeyseniz, belki yorgunsanız, belki daha ne kadar dayanabileceğinizi veya tüm bunlardaki umut ışığının ne olabileceğini merak ediyorsanız...
Belki de ışık tam olarak budur.
Anksiyetenin kendisi değil.
Onu karşılamayı öğrenme biçiminiz sayesinde dönüştüğünüz o insan.
Devam edin.
Umarım faydalı olur arkadaşlar.
Yazar
Aida Beco
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Depresyonda mıyım?
Duyarlılaşmış bir sinir sistemi, hayatın sesini sonuna kadar açmak gibidir; her sıradan hissi ve durumu aşırı yoğun ve rahatsız kıldığı için keyif almayı, sabrı ve yakınlık hissini engeller. Sorun ilişkilerinizde, kimliğinizde ya da sevgisizleşmenizde değil, sistemin aşırı uyarılmasındadır. Bu süreçte hislerinize bakıp kendinizi yargılamayın veya analiz etmeyin. Ses düzeyi geçicidir; eski bağlar kaybolmadı, sadece gürültünün ardında bekliyor. Yaşamaya nazikçe devam edin.

Bu işin ABC si!
Anksiyete zihinsel değil, bedenden zihne taşan bir hissetme problemidir. Endişe, belirsizliği kontrol etme çabasıdır; düşünceler inanılmadıkça zararsızdır. İyileşme zihinsel analizle değil, bedendeki alarma şefkatle temas ederek güven inşa etmekle olur. ABCDE yöntemiyle; endişeyi fark edin, bedendeki alarma el koyup nefes verin, hisle hikayesiz kalın, sakin anlarda da pratik yapın ve egoya inanmayın. Belirsizliği küçük adımlarla tolere etmek güveni kökleştirir.

Anksiyete, Öfke ve Yaratıcılık Arasındaki Hayati Bağ
Anksiyete ve öfke, May'in "demonik" dediği yoğun yaşam enerjisinin parçalarıdır; bastırıldıklarında patolojik kaygıya, paniğe ve saldırganlığa evrilirler. İnsanın doğasında var olan yaratma dürtüsü engellendiğinde bu biriken enerji ruhsal sıkıntı üretir. Yaratıcılık, bu ilkel tutkuların yapıcı biçimde ifade edilmesidir. İlaçla sadece bastırmak yerine; sanatsal ya da gündelik üretken eylemlerle bu ham gücü dışa aktarmak anksiyeteyi dönüştürmenin en sağlıklı yoludur.