
Makale
Anksiyetenin Paradoksları
Anksiyete paradokslarla doludur ve en büyük tuzak bunları çözmeye çalışmaktır. İyileşmek için ne kadar çabalarsanız bataklığa o kadar batarsınız; çünkü kabul etmek çabalamakla değil, çabayı bırakmakla ilgilidir. Nasıl hissettiğiniz sürecin neresinde olduğunuzu göstermez; ilerleme "daha az kaygılı hissetmekle" değil, "kaygılı hissetmeyi kabul etmekle" ölçülür. Çözüm, bu çelişkili düşüncelerle savaşmayı bırakıp, zihne mesafe koyarak omuz silkmektir.

Anksiyetenin Paradoksları
Anksiyete durumunun bu kadar kafa karıştırıcı ve çıkılması zor olmasının nedenleri arasında, anksiyetenin barındırdığı pek çok paradoks yer alır. Bunlar zihnimizi bulandırır ve iyileşmek istiyorsak mutlaka çözülmesi gereken birer sorun olduklarını düşünmemize yol açar. Gerçek şu ki, bu paradokslar vardır; bizim tek yapmamız gereken onları kabul etmek ve onlara karşı hiçbir şey yapmamaktır.
“Ah, ne karmaşık bir ağ örüyoruz.” – Walter Scott
Paradokslar cevabı olmayan bilmecelerdir. Çözülemezler ve en büyük paradoks şudur: Anksiyetenin bu paradokslarını çözmeye çalışmak, bizi anksiyete durumunun içinde tutan şeyin ta kendisidir.
Her şeyi çözmeye çalışmak ve “o cevabı” aramak, bizi tavşan deliğinin daha da derinlerine çeker. Anksiyeteden özgürleşmek, düşünen beynimizi (thinking brain) iyileşme sürecinden tamamen ayırmamızı gerektirir.
Kabul etmek, iyileşmenin anahtarıdır; bu da ne hissediyorsak hissedelim, kendimizi hangi durumun içinde bulursak bulalım onu kabul etmek anlamına gelir. Herhangi bir şeyi çözmeye çalışmamak veya onu değiştirmek için hiçbir şey yapmamak —sadece kabul etmek— demektir.
Paradoks Örnekleri
İşte anksiyetenin en yaygın paradokslarından bazıları:
Paradoks: İyileşmek için ne kadar çok çabalarsak, anksiyete durumunun içine o kadar derin batarız.
Anksiyete bataklık gibidir. Ne kadar çok çırpınırsak, o kadar çok dibe çökeriz. Kabul etmenin ve iyileşmenin anahtarı, suyun üzerinde kalmayı ve teslim olmayı (surrender) öğrenmektir.
Paradoks: İyileşmenin zaman aldığını kabul etmek, daha çabuk iyileşmemize yardımcı olur.
Maalesef anksiyetenin "hızlı bir çözümü" yoktur. Ancak, anlık bir iyileşme aramayı bırakır ve sürecin dilediği kadar sürmesine izin verirsek, hemen iyi olmak zorunda olmanın getirdiği o gerilimi serbest bırakırız. Bu durum aslında hassasiyetimizin azalmasına (desensitize) ve daha çabuk iyileşmemize yardımcı olur.
Paradoks: Anksiyete bizi dehşete düşürür, ama aslında hiç de ciddi bir durum değildir.
Duygularımızdan —yoğun duygular deneyimlemekten— korkarız. Yoğunlukları tırmandığında, bu duyguların altında kalacağımızdan ve bizi ele geçireceğinden korkarız (ipucu: böyle bir şey olmayacak). Fiziksel ve zihinsel semptomlar da bizi dehşete düşürür. Yine de bunların hiçbiri gerçek bir tehdit değildir. Ve hiçbirinin en ufak bir ciddiyeti yoktur.
Rahatsız edici mi? Evet.
Ürkütücü mü? Kesinlikle.
Ciddi mi? Zerre kadar değil!
Paradoks: Kabul etmek için çabalarız, oysa kabul etmek ÇABALAMAMAK ile ilgilidir.
Kabul etmek, sadece serbest bırakmaktır. Savaşmaktan vazgeçmektir. Daha fazlası değil. Herhangi bir çaba veya konsantrasyon gerektirmez; aslında bunun tam tersidir. Eğer bunu zor buluyorsak, hala savaşıyoruz demektir.
Paradoks: Kabul etmek için ne yapacağımızı bilemeyiz, oysa kabul etmek hiçbir şey yapmamak ile ilgilidir.
Bir benzetme yaparsak; ayakta durmak, yürümek, koşmak belirli bir miktar çaba, denge vb. gerektirir. Ayakta kalmak, yürümek veya koşmak için bir şeyler yapıyor olmamız gerekir. Ancak yere yığılıp kalmak için tek yapmamız gereken HİÇBİR ŞEYDİR. Bizi ayakta tutan veya hareket ettiren şeyleri yapmayı bırakırız. Kendimizi tamamen bırakırız. Kabul etmek de aynıdır —diğer her şeyi yapmayı bıraktığımızda ortaya çıkan sonuçtur.
Paradoks: Nasıl hissettiğimiz, iyileşme yolculuğumuzun neresinde olduğumuza dair bize hiçbir şey söylemez.
Daha iyi hissettiğimizde iyileşmeye daha yakın olduğumuzu, daha kötü hissettiğimizde ise daha uzak olduğumuzu varsaymak çok caziptir. Ancak bu durum bizi yanıltarak sadece daha iyi hissetmek için çabalamaya iter (çünkü bizi iyileşmeye yaklaştıran şeyin bu olduğunu sanırız). Bu bir tuzaktır. İyileşme, daha iyi hissetmeyi öğrenmekle ilgili değil, kaygılı hissetmeyi kabul etmeyi öğrenmekle ilgilidir. Şaşırtıcı bir şekilde, her gerileme (setback) eskisiler kadar kötü (hatta daha da kötü) hissettirebilir ve bizi iyileşmeye çok yakın olsak bile hiç ilerleme kaydedemediğimize ikna edebilir. Ama bu normaldir. İyileşene kadar modumuzda dalgalanmalar olacaktır. Unutmayın, ilerleme; kaygılı ve korkmuş hissettiğimiz zamanları ne kadar iyi kabul edebildiğimizle ölçülür.
Paradoks: İçgörüler aynı anda hem çok sıradan hem de dünyayı sarsacak kadar büyük görünebilir.
Yöntemin ilkelerini ve iyileşme yolculuğunun deneyimlerini okuyabilir ve bunları entelektüel düzeyde anlayabiliriz; ancak bunları duygusal olarak da özümsememiz gerekir. Bu basit fikirleri nihayet daha derin bir düzeyde kavradığımızda, hayatımızı çarpıcı bir şekilde değiştirirler. Çok daha derin bir anlam kazanırlar ve bir paradigma dönüşümü yaşanır. İşte bu, taşıdığı önem bakımından dünyayı sarsacak bir his yaratabilir.
Anksiyete Paradokslarına Nasıl Davranmalıyız?
Çok basit —onlara karşı hiçbir şey yapmayız. Onları çözmeye veya cevaplamaya çalışmayız; sadece çözülmemiş bir şekilde öylece durmalarına izin veririz. Hayatın cevapsız bilmecelerinden biri olarak kalmalarına izin verin.
Sizi şaşırtan veya kafanızı karıştıran düşüncelerinizin peşinden gitmeyin, aksi takdirde anksiyetenin labirentinde kaybolur ve semptomlarınızın yoğunluğunu artırmaktan başka bir şey yapmazsınız. Anksiyete, EĞER SADECE yolunuzu bulabilirseniz, iyileşmenin cevabının bu labirentin merkezinde olduğuna sizi inandırmaya çalışarak blöf yapar. Ama bunların hepsi bir kandırmacadır.
Anksiyeteden iyileşmenin çözümü; mesafeyi korumak (detaching), dışarıda kalmak ve düşüncelerin sizi içeri çekmek için nasıl çabaladığını sadece gözlemlemektir. Onlarla savaşmayın ve onların peşinden gitmeyin. Sadece omuz silkip onları kendi hallerine bırakın.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?
Kaygı anında korkuyla mantıksal tartışmaya girmek işe yaramaz. Çözüm, önce korkuyu ve rahatsızlığı dürüstçe kabul etmek; ardından içsel diyaloğu bir cesaretlendirme (tezahürat) moduna geçirmektir. Kendinizi ikna etmeye çalışmak yerine "Bu çok zor ama bununla başa çıkabilirim" diyerek destek olun. Bu yaklaşım, sahte bir yatışma arayışından uzaklaşıp gerçek kabule ve toleransa dayalı bir iyileşme adımı atmanızı sağlar.

Benim Durumum Farklı!
Tıbbi teşhisler semptomlara ne ad verileceğini söyler; ancak bedenin neden alarm verdiğini açıklamakta yetersiz kalır. CFS, IBS, MCAS veya kronik ağrı gibi farklı etiketlerin altında aynı süreç yatar: Koruma modunda sıkışmış tek bir sinir sistemi. İyileşme, her bir semptomu (su birikintisini) ayrı ayrı kovalamakla değil; duyarsızlaştırma ilkeleriyle sinir sistemine güvende olduğunu gösteren yeni deneyimler sunarak bu koruma döngüsünü tersine çevirmekle gerçekleşir.

İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası
yileşme yolculuğunun en büyük dönüm noktası, semptomları yok etmeye çalışmak yerine koşulsuz kabul etmektir. Kabul, geçsin diye yapılan bir pazarlık değil; rahatsızlıkla kurulan ilişkideki radikal bir eksen kaymasıdır. Panik anında nötr kalabilmek, düşüncelerle savaşmamak ve "Bu his kalsa da hayatıma devam edeceğim" diyebilmek sinir sistemine güven verir. Semptomların kalsa da gitse de önemsizleştiği bu teslimiyet, kaygının gücünü yavaşça kırar.