
Makale
Ateşi Kısmak
Anksiyete, kaynayan ve buhar salan bir çorba tenceresi gibidir. Kapağı bastırarak semptomları saklamaya çalışmak basıncı artırır. İyileşmenin yolu alttaki ateşi kısmaktır. Ateş, semptomlara verdiğiniz korku dolu ani tepkilerdir (react). Çözüm; refleksleri, bilinçli ve kayıtsız bir yanıta (respond) dönüştürmektir. Bedeni serbest bırakıp üzerine yeni bir korku eklemediğinizde tencere soğur. Ateşi kıstıktan sonra sistemin tamamen sakinleşmesi zaman alır.

Ateşi Kısmak
Anksiyete durumunun gizemini çözmeye, ona nasıl düştüğümüzü ve oradan nasıl çıkabileceğimizi anlamaya çalışırken zihnimiz genellikle kördüğüme döner. Anksiyetemizi aşırı karmaşıklaştırma eğilimindeyizdir; oysa bu duruma düşmemize neden olan ve bizi orada tutan tek bir şey vardır: Anksiyetemize verdiğimiz tepkinin (reaction) şiddeti. Ateşi kısmamız gerekiyor.
Bunu açıklamaya yardımcı olması için bir benzetme kullanacağım.
Anksiyete Bir Tencere Çorba Gibidir
Anksiyete durumunu, ocaktaki ateşin üzerinde duran, sürekli kaynayan ve dışarıya buhar (semptomlar) salan dolu bir tencere çorba gibi düşünün. Eğer buharın kaçmasını engellemek için kapağa sertçe bastırırsak, alttaki ateş yandığı sürece çorba kaynamaya devam edecek, basınç artacak ve biz ne kadar savaşırsak savaşalım buhar bir şekilde, öyle ya da böyle dışarı çıkmanın yolunu bulacaktır.
Anksiyete de tam olarak böyle çalışır. Semptomları bastırmak için ne kadar çabalarsak çabalayalım, anksiyetemize sürekli enerji verdiğimiz (onu beslediğimiz) sürece, o semptomlar kendilerini yüzeye çıkmaya zorlayacaktır.
Ateş Nasıl Kısılır?
Anksiyetemizi soğutmak için onu ısıtmayı bırakmalıyız. Alttaki ateşi kısmak zorundayız. Bu ateşi, semptomlara verdiğiniz tepki (reaction) olarak düşünün. Onlara tepki verdiğiniz sürece, anksiyetenize enerji katmaya devam edersiniz ve semptomlarınız yüzeye çıkmaya zorlar. Ne kadar güçlü tepki verirseniz, o kadar çok ve o kadar yoğun semptomla karşılaşırsınız.
“Semptomlarınızın azalmasının tek yolu, onlara verdiğiniz tepkiyi düşürmektir.”
Elbette bu, sadece bir düğmeyi çevirip anında tepki vermeyi bırakmak kadar basit değildir. Ancak tepkilerinizin şiddetini kademeli olarak azaltmak mümkündür; bu tepkileri, semptomlardan korkmak ve onlardan nefret etmek gibi güçlü duygulardan, onları hoş karşılamaya (hatta davet etmeye) ve onlara karşı kayıtsız (indifferent) kalmaya doğru dönüştürebilirsiniz.
Aradaki farkı belirtmek için "tepki vermek" (react) ve "yanıt vermek" (respond) kelimelerini kullanıyorum. Bir "tepki" genellikle ani, yoğun ve sıklıkla istemsizdir; oysa bir "yanıt" daha ölçülü, daha yumuşak ve genellikle bilinçlidir (seçilmiştir).
Semptomlarımıza verdiğimiz o diz vuruşu refleksindeki ani tepkiyi, bilinçli seçilmiş bir yanıtla değiştirmeyi düşünebiliriz. Semptomlarımızdan kaçmak ve onlarla savaşmak yerine, bilinçli olarak dönüp onlarla yüzleşiriz. Onlardan korkmak ve nefret etmek yerine, onları hoş karşılamayı ama onlara bir nevi üstten bakmayı ya da kayıtsız kalmayı öğreniriz.
Kendimize söylediğimiz kelimeler, savaştığımızı mı yoksa kabul ettiğimizi mi, kaçtığımızı mı yoksa yüzleştiğimizi mi yansıtır. Kitabımda, hem anksiyetemizi daha da kötüleştiren düşüncelere hem de iyileşmemize yardımcı olan düşüncelere dair pek çok örnek var.
Derin, yavaş bir nefes almak ve bedeni serbest bırakıp aşağı doğru salmak (sagging) da endişeli beynimize yavaşlama ve yoğunluğu azaltma mesajı verir.
Soğumak Zaman Alır
Semptomlardan korkma, nefret etme ve onlarla savaşma tepkimizi azaltıp nihayetinde durdurarak ve bunun yerine ölçülü bir yanıt koyarak, ateşi söndürür ve anksiyetemizi beslemeyi bırakırız. Ancak bir çorba tenceresi ocaktan alındığı an hemen soğumaz; anksiyete de böyledir. Tepkinizi azalttığınızda, semptomların gücü ve yoğunluğu azar azar, dalga dalga hafifleyecektir.
Bu yüzden, kendinizi fokur fokur kaynayan büyük bir anksiyete tenceresiyle baş başa bulduğunuzda, kapağı sıkıca kapalı tutmak için savaşmayın; her şeyin olmasına izin vererek basıncı serbest bırakın. Bedeninizi gevşeterek, düşüncelerinizi yavaşlatarak ve üzerine daha fazla korku eklemeyerek o ateşi kısın.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Bu işin ABC si!
Anksiyete zihinsel değil, bedenden zihne taşan bir hissetme problemidir. Endişe, belirsizliği kontrol etme çabasıdır; düşünceler inanılmadıkça zararsızdır. İyileşme zihinsel analizle değil, bedendeki alarma şefkatle temas ederek güven inşa etmekle olur. ABCDE yöntemiyle; endişeyi fark edin, bedendeki alarma el koyup nefes verin, hisle hikayesiz kalın, sakin anlarda da pratik yapın ve egoya inanmayın. Belirsizliği küçük adımlarla tolere etmek güveni kökleştirir.

Aklımızla mı Kalbimizle mi İyileşiriz?
Anksiyete kafayla değil, kalple iyileşir. Zihin durumu anlamak için harika bir araçtır; fakat sürekli analiz ve bilgi arayışı bir noktadan sonra duvarsız bir hapishaneye dönüşür. Zihnin sınırına gelindiğinde çözüm aramayı bırakıp kalbin şefkat, kabullenme, izin verme ve oyunculuk gibi niteliklerine alan açmak gerekir. İyileşme; yeni bir açıklama peşinde koşmaktan, deneyimle dirençsizce bir arada olmaya ve bildiklerimizi şefkatle pratik etmeye geçtiğimizde gerçekleşir.

Anksiyeteyi Yönetmeye Yönelik Ruhsal/Manevi Terapi Yaklaşımları
Maneviyat ve felsefe, anksiyetenin kökündeki ölüm korkusu ve kontrol arzusunu aşmada psikoterapiyi tamamlar. Watts ve Budizm'e göre ıstırap; belirsizliği reddetmekten, beklentilere ve sonuçlara aşırı tutunmaktan doğar. Hayatta mutlak bir dış güvence yoktur. Kontrol illüzyonundan vazgeçip belirsizliği kabullenmek içsel güveni sağlar. Kaçınılmaz sonun ve tehlikenin ortasında bile zihni geleceğin kuruntusundan çekip o anın tadını çıkarmak insanı özgürleştirir.