
Makale
Depersonalizasyon(Kişilikten Yabancılaşma) ve Derealizasyon’dan (Gerçekdışılık) Nasıl Kurtuldum?
Depersonalizasyon, yoğun anksiyete ve aşırı düşünmenin sonucu olarak ortaya çıkabilir ve bu durumu çözmeye çalışmak döngüyü daha da güçlendirir. Yazar, iyileşmenin anahtarının mücadeleyi bırakmak, kendini analiz etmeyi durdurmak ve kopukluk hissine rağmen hayatı yaşamaya devam etmek olduğunu keşfeder. Zamanla zihin dinlenir, bağ kurma ve gerçeklik hissi kademeli olarak geri gelir.

Depersonalizasyon(Kişilikten Yabancılaşma) ve Derealizasyon’dan (Gerçekdışılık) Nasıl Kurtuldum?
İlk Depersonalizasyon Deneyimim
Depersonalizasyon ile ilk tanışmam, uzun süren bir anksiyete döneminin ardından gerçekleşti. Aylardır anksiyetem hakkında aşırı endişeleniyor; hayatımı nasıl etkilediğine ve iyileşmek için ne yapmam gerektiğine kafa yoruyordum. Derken bir gün, evdeki evcil hayvanımızı severken aniden bir "beden dışı deneyim" yaşadım; sanki gerçeklikten koparılmış ve bir rüyanın içine bırakılmıştım. Köpeğimi sevme eylemi artık gerçek gelmiyordu.
Bu gerçekdışılık hissinin beni korkuttuğunu söylemek yetersiz kalır. Ne olduğunu ya da neden böyle hissettiğimi bilmiyordum ama gizliden gizliye sabaha düzelmiş olmayı umuyordum. Maalesef uyandığımda bu his daha da yoğunlaşmıştı. İşe gittim; işimi hala yapabiliyordum ama çevremdeki insanlarla bağ kuramıyor gibiydim. Sanki ben bir dünyadaydım, onlar başka bir dünyada. Uyanamadığım bir rüyanın içine hapsolmuş gibiydim.
Artık sadece anksiyete ile değil, gerçeklikten tamamen kopma ve duygusal olarak kapanma hissiyle de baş etmek zorundaydım. En azından anksiyete varken hala duygularımı hissedebiliyordum. Şimdiyse hiçbir şey hissetmiyordum; kimseyle duygusal bağım kalmamıştı; ne üzüntü ne neşe... Etrafta dolaşan boş bir kabuk gibiydim, artık çevremdeki dünyanın bir parçası değildim.
En kötüsü de neden böyle hissettiğime dair hiçbir fikrim yoktu, bu yüzden araştırma yapabileceğim bir referans noktam da yoktu. Doktora gidip nasıl hissettiğimi anlattığımda bile o da bir açıklama getiremedi. Sadece birkaç hap verildi ve bir süre dinlenmem söylendi.
Ne yazık ki ne olduğunu anlamadığım için her zaman yaptığım şeyi yaptım: Endişelendim. Bütün gün kafamın içinde neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışırken, umutsuzca bunu "düzeltmeye" uğraştım. Bu sürekli aşırı düşünme ve kaygılanma hali haftalarca sürdü ve ben daha da derinlere batmaya başladım.
En karanlık günüm, aşırı düşünmekten ve kaçış arzusundan uyuyamadığım bir geceydi; saat sabah 4’te dışarı çıktım ve saatlerce sokaklarda yürüdüm. Geriye dönüp baktığımda, bunun kendimden kaçmaya çalışmanın bir yolu olduğunu anlıyorum; ama hepimizin bildiği gibi, nereye giderseniz gidin, zihninizi de yanınızda götürmek zorundasınız.
Zaman geçtikçe tek bildiğim şey işlerin iyiye değil, kötüye gittiğiydi. Aynaya bakıp hala var olup olmadığımı merak ederdim. Hala orada olduğuma kendimi ikna etmek için yüzüme su çarpar, hatta dış dünyayla bağımı koparmamak için yoldan geçen arabaları sayardım.
Her gün, kendi kişisel cehennemimden kaçmak için uykunun gelmesini bekler, sabah ise bunun artık benim gerçeğim olduğunu fark etmenin getirdiği derin bir dehşetle uyanırdım. Cevap bulmak için interneti altüst ettim, danışmanlara gittim; ama o zamanlar bu konuda çok az bilgi ve net bir açıklama vardı.
İyileşme Sürecimdeki Dönüm Noktası
Yaklaşık üç yıl bu şekilde hissettikten sonra, başka bir danışmanla görüşmeye gidiyordum. Erken vardığım için bir kafeye girip bir şeyler yemeye karar verdim. Sırada beklerken her zamanki derin düşüncelerime dalmıştım; neden bu kadar rüyada gibi ve kopuk hissettiğimi sorguluyordum. Aniden etrafıma baktım ve insanların sadece sohbet edip birbirlerinin arkadaşlığından keyif aldıklarını fark ettim.
İlk düşüncem, "Ne kadar şanslılar" oldu. Sonra başka bir düşünce geldi: "Onların bu kadar 'orada' ve 'bağlantıda' hissetmelerinin tek sebebi, benim gibi sürekli kendilerini analiz etmiyor olmaları." Bu düşüncenin nereden geldiğini ya da neden o gün aklıma geldiğini bilmiyorum ama beni derinden sarstı. Kafeden çıktım ve randevuma gitmedim. Doğruca eve gidip kendime şunu dedim: "Bunu kendine sen yapıyorsun Paul."
Bu farkındalık bana o kadar net geldi ki, anında bir rahatlama sağladı. Durumla ilgili tüm o aşırı düşünme ve mücadele hali aniden uçup gitti.
Bu, depersonalizasyonun hemen bittiği an değildi; ama ilk defa ileriye dönük farklı bir yol görebiliyordum. Bunun savaşmam gereken bir şey olmadığını, yaratmayı bırakmam gereken bir şey olduğunu anladım.
Her şeyin ilk ne zaman başladığını düşündüm ve şu sonuca vardım: Başlangıçtaki anksiyetem hakkındaki sürekli endişem bu hissi yaratmıştı. Şimdi ise, bu durumun kendisi hakkındaki süregelen endişem onu besliyordu.
Bu içgörünün, artık gidecek yolum kalmadığı bir çıkmaz sokağa girdiğim için geldiğine inanıyorum. Yaptığım hiçbir şey işe yaramıyordu ve yaşadığım deneyim bana şunu göstermişti: Üzerine ne kadar çok düşünürsem, odaklanırsam ve savaşırsam, o kadar güçleniyordu.
O an, bunun üstesinden gelmek için üç şey yapmam gerektiğine karar verdim:
Hayatımı yaşamaya geri dönmek: Kopuk ve tuhaf hissetsem bile. Tekrar normal hissetmek için normal yaşama dönmem gerekiyordu.
Kendimi "çözmeye" çalışma düşüncesine son vermek: Bunun zihnime can attığı o molayı vereceğini biliyordum.
Kaçma ihtiyacını serbest bırakmak: Kafamın içinden çıkıp dikkatimi iç dünyam yerine tekrar dış dünyaya vermek; bunun dış dünyayla yeniden bağ kurmama yardım edeceğine güvenmek.
Döngüyü Anlamak

Beynimin, onu maruz bıraktığım şeye artık dayanamadığını net bir şekilde görebiliyordum. Tüm o analizler, derin düşünceler ve içe odaklanma hali, aslında sorunu çözme çabamdı; oysa gerçekte sorunun asıl sebebi bunlardı.
Kendi elimle yarattığım şöyle bir döngüye girmiştim: Endişe, kaygı ve içsel düşünme → Artan depersonalizasyon → Daha fazla endişe ve içsel düşünme → Devam eden depersonalizasyon.
İyileşmek için yaptığım her şey, aslında daha kötüye gitmemin asıl sebebiydi.
İçinde bulunduğum döngüyü fark ettiğimde hem bir rahatlama hem de bir üzüntü hissettim. Sonunda anladığım için rahatlamıştım; ancak bu döngüde bu kadar çok yıl harcadığım için üzgündüm. Zaman zaman bunu daha önce göremediğim için kendimi eleştirdim. İlk yardım istediğimde kimsenin bunu bana açıklayamamış olmasından dolayı hayal kırıklığına uğradım. Fakat o zamanlar bu konuda çok az bilgi olduğu düşünülürse, bana rehberlik edecek kimse de yoktu.
Döngüyü Nihayet Kırmak
Artık iyileşme süreci mantıklı gelmeye başladığı için bunu uygulamaya koydum. Uyandığımda o kopukluk ve bitkinlik hissi olsa bile, sadece günüme devam ettim. İlk başlarda bu kolay değildi; hala hiçbir şeyden zevk almıyordum ama bunun normal olduğunu ve iyileşmenin zaman alacağını anlamıştım.
Durumu şöyle görmeye başladım: Eğer on günde on maraton koşsaydım ve tamamen bitkin düşseydim, neden öyle hissettiğimi anlamak beni iyileştirmezdi. Sadece durmak ve vücudumun toparlanmasına izin vermek beni iyileştirirdi.
Bu yüzden zihinsel olarak kötü ve bitkin hissetsem de hayatımı yaşamaya başladım. Nasıl hissettiğimi düzeltmeye çalışmadan yürüyüşlere çıktım. Çevremden kopuk hissetsem bile yüzmeye gittim.
Fark etmeye başladığım şey, küçük neşe anlarıydı; kısa süreli normallik parıltıları... Bunlar bana doğru yolda olduğuma dair güvence veriyordu.
Tamamen kopuk hissettiğim günler de vardı, normalliğin çok yakın olduğu günler de. Kötü günlere direnmeme ve iyi günlere tutunmama konusunda bilinçli bir karar verdim. Bu doğal iniş çıkışlar bana ilerleme gibi geliyordu, çünkü daha önce hiç iyi günüm, neşem ya da rahatlamam yoktu.
Depersonalizasyondan İyileşmek Zaman Alır
Bu sürecin en önemli kısmı, iyileşmenin zaman alacağını kabul etmekti. Süreci hızlandırmaya yönelik her türlü çaba ya da anında kurtulamamanın verdiği hayal kırıklığı, beni sadece bu durumu besleyen eski alışkanlıklara geri çekerdi. Zihnimin endişelenecek bir şeye, çözecek bir probleme ya da analiz edecek bir konuya ihtiyacı yoktu.
Bu yaklaşımın bu kadar iyi çalışmasının nedeni buydu: Sonunda beynime uzun zamandır can attığı dinlenmeyi veriyordum. Kademeli olarak, zamanla berraklık, bağ kurma ve neşe anları geri dönmeye başladı.
Her şeyin tek bir günde yok olup gittiğini söylemeyi çok isterdim ama öyle olmadı. İyileşme kademeliydi. Berraklık hissedilen günler, kopukluk hissedilen günlerden daha ağır basmaya başladı. Neşe anları, boşluk hissinden daha sık hale geldi. Dünya yavaş yavaş derinliğini geri kazandı ve o bitkinlik hali dağıldı.
Bana çok yardımcı olan bir şey de bu kademeli ilerlemeyi kabul etmek ve kötü bir günü "gerileme" olarak görmemekti. Yeniden neşe, berraklık ve bağ kurma anları yaşamak benim için yeterliydi. İyileşmenin peşinden koşmayı bıraktım ve bunun yerine onun bana gelmesine izin verdim.
Ancak iyileştikten yıllar sonra depersonalizasyonu açıklayan bir kitaba rastladım ve yaşadığım şeyin tam olarak bu olduğunu fark ettim. Her ne kadar geçmişte kalmış olsa da, buna bir isim koymak ve onu daha derinlemesine anlamak rahatlatıcıydı.
Bu deneyim —anksiyeteden kurtulmamla birlikte— beni bir web sitesi oluşturmaya ve bu konuda yazmaya teşvik etti; böylece başkaları benim asla sahip olamadığım o anlayışı ve rehberliği bulabilecekti.
Son Bir Mesaj
Depersonalizasyondan kurtulmak mümkündür; ben oradaydım, pek çok başkası da oradaydı. Bu, hisle savaşarak değil, onu anlayarak ve zihninize iyileşmesi için gereken alanı vererek gerçekleşir.
Eğer endişe döngüsünden, sürekli kendinizi "çözme" ihtiyacından ve derin iç gözlemden çıkıp hayatınızı yaşamaya geri dönebilirseniz, işler doğal olarak değişmeye başlayacaktır. Sabır, anlayış ve doğru yaklaşımla, iyileşme kaçınılmazdır.
Umarım hikayem, gerçek benliğinize giden yolu bulmanıza yardımcı olur.
Yazar
Paul David
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete Yaşayan Kişilerin Aile ve Arkadaşları İçin Tavsiyeler
Anksiyete yaşayan biri en çok anlaşılmaya ve yargılanmadan dinlenmeye ihtiyaç duyar. “Kendini toparla” gibi baskıcı yaklaşımlar durumu zorlaştırırken, sabır ve empati iyileşmeyi destekler. Kişi çoğu zaman yaşadıklarını gizler, bu yüzden açık iletişim çok önemlidir. En büyük destek, çözüm dayatmak değil yanında olmak ve sürece saygı duymaktır.

Anksiyete Kaynaklı Suçluluk Duygularının Üstesinden Gelmek
Anksiyete yaşayan birçok kişi suçluluk ve yetersizlik hissedebilir; ancak bu durum zayıflık değil, yaygın bir deneyimdir. Kendini zorlamak, rol yapmak ya da başkalarını memnun etmeye çalışmak süreci daha da zorlaştırır. İyileşmenin önemli bir parçası, kendini suçlamayı ve kendine acımayı bırakıp mevcut durumu kabul etmektir. Kendine nazik ve sabırlı olmak, zamanla toparlanmayı destekler.

Anksiyete İçin En İyi ve En Kötü Yiyecekler
Anksiyetede beslenme ve yaşam tarzı genel vücut sağlığını arttırdığı için pozitif katkı sağlar. Sağlıklı ve doğal besinler enerji ve ruh halini desteklerken, alkol, fazla şeker ve işlenmiş gıdalar kaygıyı artırabilir. Kafeini azaltmak ve bol su tüketmek faydalıdır. Düzenli egzersiz ise stresi azaltır, zihni sakinleştirir ve genel iyilik halini artırır.