
Makale
Kendimiz Olmak
Uyum sağlama çabası çocuklukta bir reflekstir ancak yetişkinlikte kendimizi kıyaslamak bizi sefalete hapseder. Kıyaslama yargıyı, yargı ise kabulün düşmanını besler. Başkalarının dış görünüşüne bakıp kusursuz hayatlar varsaymak yanıltıcıdır. Sosyal medya yerine gerçek benliğimizi önce güvenli çevrelerde açmalıyız. Hasarı dış dünya değil, içsel öz-eleştirilerimiz verir. Çözüm; başkalarından beklediğimiz onayı kendimize vererek kusurlarımızla barışmaktır.

Kendimiz Olmak
Kendimiz olmanın, başkalarının beklentilerine uymak ve onlara göre şekillenmek zorunda hissetmemenin getirdiği muazzam bir güç ve özgürlük vardır. Farklı olmak havalıdır, benzersiz olmak ilgi çekicidir ve özgün, gerçek benliğimizle yaşamak inanılmaz derecede tatmin edicidir. Öyleyse neden uyum sağlamak (fit in) için bu kadar çok zaman ve enerji harcıyoruz? Belki de hissettiğimiz o sinsi utançtan ve gerçek bizi bilirlerse insanların bizi yargılayıp reddedeceği korkusundan dolayı... Ancak bunun bu şekilde sürmesi zorunlu değildir.
Uyum sağlama ve kalıplara girme fikri hayatın çok erken dönemlerinde, henüz anaokulu bahçesinde başlar; orada akranlarından gözle görülür şekilde farklı olan çocuklar genellikle alay ve eziyetin hedefi haline gelebilir. Normun (genelin) dışına çıkmanın veya "farklı" olmanın ödenmesi gereken bir bedeli vardır. Ama o geçmişte kaldı. O zamanlar bu eziyete katlanmaktan ya da herkese benzemeye, herkes gibi davranmaya çalışmaktan başka bir şey yapamayacak kadar küçüktük. Şimdi birer yetişkin olarak, hayatımızın bu çocukluk travmaları ve kuralları tarafından yönetilmesine izin vermek zorunda değiliz.
Kim olduğumuzu ve bu dünyada nasıl var olduğumuzu kabul etmeyi seçebiliriz. Kendimiz olabiliriz. Kendimizi gerçekten ve tamamen kabul ettiğimizde, dışarıdan gelen hiçbir eleştiri veya alay girişiminin üzerimizde gücü kalmaz. Tıpkı bir ördeğin sırtından suyun akıp gitmesi gibi üzerimizden kayıp giderler. Ve burada çok ilginç bir fenomendir ki; bizi eleştirmek veya incitmek isteyen o insanlar, kendimizi koşulsuz olarak kabul ettiğimizi içgüdüsel olarak hissederler ve çoğu zaman o eleştiri veya yargı sözcüklerini ağızlarına bile almazlar. Bizi aşağı çekmeye yönelik o nafile çabalarına sadece bıyık altından gülümseyip eğlendiğimizi gördüklerinde, aslında kendilerinin ne kadar aptalca ve haksız duruma düşeceklerini sezgisel olarak bilirler.
Hayatımızı Başkalarıyla Kıyaslamak
Hassaslaştığımız ve anksiyete içinde kıvrandığımız dönemlerde arkadaşlara, komşulara, iş arkadaşlarına ya da sokaktan geçen insanlara bakıp onları kıskanma tuzağına düşmek çok kolaydır. Onların güldüklerini, dünyada hiçbir dertleri yokmuş gibi rahatça hareket ettiklerini görebiliriz. Neden bizim de öyle olamadığımızı merak eder ve bu yüzden umutsuzluğumuz daha da katlanır. Onların hayatlarının bizimkinden çok daha iyi olduğunu varsayarız.
Onların sizin gibi bir anksiyete acısı çekmediği doğru olsa bile, hayatlarının tamamen ıstıraptan uzak olduğunu varsaymak son derece faydasızdır. O neşeli dış görünüşün altında neler yaşadıklarını asla bilemeyiz. Bahse varım ki siz de ne kadar acı çektiğinizi dışarıya göstermiyorsunuz, tıpkı onlar gibi.
Bir başkasının hayatı nasıl olursa olsun, kıyaslama yapmanın bize zerre faydası yoktur. Kıyaslamalar; hayatımızın ne kadar adaletsiz olduğu ve asla iyileşemeyeceğimiz yönünde kararlara varmamıza neden olarak sefaletimizi ve çaresizliğimizi pekiştirmekten başka bir işe yaramaz.
Kıyaslamalar her zaman işlevsizdir. Bizi yargılamaya (judgment) götürürler ve mevcut ruh halimiz içinde bu yargı her zaman olumsuz olacaktır. Zaten yargılamak hiçbir zaman iyi bir şey değildir; çünkü bizi durumun aslında nasıl olduğundan uzaklaştırır ve nasıl olması gerektiğine ya da bizim nasıl olmasını istediğimize odaklanmamıza neden olur. Kıyaslamalar yargılara yol açar, yargılar ise kabul etmenin (acceptance) en büyük düşmanıdır.
Sosyal Medya
Daha önceki bir yazımda, kendimiz olabilmenin önündeki zorlukların sosyal medya tarafından nasıl büyütüldüğünü açıklamıştım. Sosyal medya, kendimizi en kırılgan ve güvensiz hissettiğimiz bir dönemde bizi adeta bir mikroskobun altına yerleştirir.
İnsanların bizi bu kadar kolayca yargılamasına, eleştirmesine ve mahkum etmesine olanak tanıdığı için, sosyal medya gerçek benliğimizi dış dünyaya açmaya başlamak adına hiç de güvenli bir yer değildir. Gerçek bizi açma sürecine, öncelikle gerçekten güvenebileceğimiz insanlarla başlamalıyız. Kendimize olan güvenimiz adım adım büyüdükçe, bunu çok iyi tanımadığımız insanlarla ve hatta tamamen yabancılarla bile yapabilecek gücü buluruz.
Ancak bunun kademeli bir gelişim (progressive growth) olması gerekir. Sürecin ilk aşamalarında sosyal medyada geçirilen zamanı azaltmak ve kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak hırpalamamak kesinlikle çok yardımcı olacaktır.
Kendimiz Olmayı Sevmeyi Öğrenmek
Hissettiğimiz o yetersizlik, utanç ve mahcubiyet duyguları dış dünyadan değil; kendi kendimizi yargılamamızdan ve kendimize yönelttiğimiz acımasız eleştirilerden kaynaklanır. Dışarıdan gelen bir eleştiri sadece içsel eleştirimizi tetikler ve asıl büyük hasarı veren de bizzat bu öz-yargılama ve öz-eleştiridir.
Ancak kendimizi aşağı çekme yeteneğine sahip olduğumuz gibi, bunun yerine sadece gülümsemeyi ve kendimize koşulsuz bir kabul sunmayı da seçebiliriz.
Daha önce hep başkalarından beklediğiniz o onayı ve kabulü, şimdi kendi kendinize verin.
Eğer biz kendimizi kabul edemiyorsak, başkalarının bizi kabul etmesini nasıl bekleyebiliriz ki? Ama kendimizi gerçekten kabul ettiğimizde, mucizevi bir şekilde çoğunluğun da bize katıldığını ve bizi hiçbir soru işareti ya da yargılama olmadan olduğumuz gibi kabul ettiğini görürüz.
Bunu kendi davranışlarımızdan da biliriz: Kendine karşı güvensiz olan birini eleştirmek her zaman daha kolaydır. Ve bizler, gerçekten kendisi olabilen; kimseden daha iyi, daha güzel, daha akıllı ya da daha yetenekli görünme ihtiyacı hissetmeyen insanlara hayranlık duyarız. Ve içgüdüsel olarak onları da tam olarak oldukları gibi kabul ederiz.
İşte cevap buradadır. Biz de o şekilde var olabiliriz. Daha akıllı görünmemize, kendimizi daha güzel kılmaya çalışmamıza ya da inanılmaz yetenekler geliştirmemize gerek yok. Tek yapmamız gereken kendimiz olmaktır. Kendimiz olmak ve kim olduğumuzu kabul etmek (onu değiştirmek için nafile çabalara girmek yerine), iyileşmeye (recovery) giden asıl yoldur.
Hepsi bu. Sadece kendimiz olmak. İnsanların en nihayetinde hayran kaldığı şey bizim dış görünüşümüz, zekamız ya da yeteneklerimiz değildir; kendimizi koşulsuz olarak sevdiğimizde ve kendimizden hoşlandığımızda dışarıya yansıttığımız o dürüstlük ve açıklıktır.
Kendiniz olun. Kendinize karşı nazik olun. Daha önce başkalarından köşe bucak aradığınız o onayı ve kabulü, bugün kendi kendinize şefkatle sunun.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?
Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır
Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

İYİLEŞİYOR MUYUM?
Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.