Makalelere geri dön
Kurban Değil Kaptansınız

Makale

Kurban Değil Kaptansınız

Shaan Kassam21 Haziran 2026

Anksiyete tuzağı semptomlar değil, direksiyonu onlara teslim edip çaresiz bir kurbana dönüşmektir. Ne yapacağınıza, o anki hisleriniz karar veriyorsa anksiyete ve depresyon kaçınılmazdır. İyileşme, kontrol odağını (locus of control) elinize almak ve semptomla kurduğunuz ilişkiyi değiştirmektir. Bedeninizi kasmak (bracing) yerine, semptom aynı odadayken hayatınıza devam edin. Direksiyonu semptoma vermeyi bıraktığınızda, o da pençelerini gevşetir.

Paylaş:

Kurban Değil Kaptansınız

İnsanların büyük bir kısmı, semptomları (belirtileri) yüzünden sıkışıp kaldıklarını düşünür. Eğer semptomlar ortadan kalkarsa, tamamen iyi olacaklarına inanırlar.

Ancak binlerce insana rehberlik ettikten sonra, bu fikre katıldığımı pek söyleyemem. En azından, artık böyle düşünmüyorum.

Bana göre asıl sorun; semptomların hayatınızı nasıl yaşayacağınızı, ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi ve kendinizin kim olmasına izin vereceğinizi dikkatle dikte etmeye başladığı an başlar.

İşte bu kısım, hayatınızı sessizce ele geçirir. Semptomlara, hayatınızın direksiyonunu teslim ettiğiniz yer tam olarak burasıdır.

Artık günün nasıl geçeceğini o seçer. Neye "evet" diyeceğinizi o belirler. Neden kaçınacağınızı o söyler. Daha yataktan bile çıkmadan önce, o gün kim olacağınızı o tayin eder.

Bana göre bu döngünün en tehlikeli kısmı semptomlar değil, işte bu teslimiyettir.

Hayatın sadece sizin başınıza gelen (happening to you) bir şey olduğunu hissettiğiniz an... Hiçbir seçim şansınız kalmamıştır. Gününüz, tamamen o an nasıl hissettiğinize göre dikte edilir.

Siz bu dünyaya bu şekilde yaşamak için gelmediniz. Siz buraya; kendi benliğinizin gerçek, tam ve özgür bir ifadesi olmak için geldiniz.

Hayatınızı sürekli şunları düşünerek yaşamamalıyız: Semptom orada mı? Daha da kötüleşti mi? Ya geri gelirse?

Bu şekilde yaşadığınızda hayatınızda hiçbir egemenliğiniz (so sovereignty) kalmaz. Hayatın sizin içinizden akıp gitmesi gerekirken, hayat sadece sizin başınıza gelen bir felakete dönüşür.

Ve hayat sadece başınıza gelen bir şey olduğunda; geleceğiniz ve kaderiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını hissettiğinizde, o zaman anksiyete hissi kaçınılmaz ve son derece doğal bir sonuçtur.

Sadece anksiyete de değil, aynı zamanda depresyon da...

Çünkü geleceğiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını hissettiğinizde, sonucu hiçbir şekilde etkileyemeyeceğinizi düşündüğünüzde, o zaman tüm bunların ne anlamı kalır ki?

İşte bu yüzden iyileşme yolculuğunun bir parçası sadece semptomlarla değil, onlarla kurduğunuz ilişki biçimiyle (how you relate to them) ilgilidir.

Bu yolculuk, kontrol odağını (locus of control) yeniden kendi elinize almakla ilgilidir. Ne olursa olsun, her zaman yanıt vermeyi (respond) seçecek bir şansınızın olduğunu fark etmektir. Her zaman.

Ancak tüm bunların sadece başınıza geldiğini hissettiğinizde, otomatik olarak o diz vuruşu refleksini (genellikle panik, korku veya dehşet tepkisini) verirsiniz.

Bunun yerine şunu fark edin: Semptomlar; aylardır, hatta yıllardır onlara direndiğiniz, tepki verdiğiniz, onlardan korktuğunuz, onlara odaklandığınız ve onları zorla düzeltmeye (fix) çalıştığınız için şu an bu kadar canlılar.

Döngüyü ve bu döngüye bizzat katılarak onu nasıl pekiştirdiğinizi (beslediğinizi) net bir şekilde gördüğünüzde, işte o zaman bu döngüyü kırma şansını yakalarsınız.

Ve tam o noktada her şey değişir.

Çünkü bu süreçte kendi elinizin de payı olduğunu gördüğünüz an, semptomun çaresiz bir "kurbanı" olmayı bırakır ve onu etkileyebilecek (influence) kişi haline gelirsiniz.

Daha sert savaşarak değil. Farklı bir yanıt vererek.

Semptom ortaya çıkar. Ve siz o otomatik refleksi vermek, bedeninizi kasmak (bracing), sürekli kontrol etmek ve onu düzeltmeye çalışmak yerine; orada öylece kalmasına izin verirsiniz. Onu beslemezsiniz. Onunla savaşmazsınız. O hala aynı odadayken, siz günlük hayatınıza, işinize gücünüze devam edersiniz.

İşte bu seçim, her zaman sizindi. Kontrol odağının yuvaya, yani ait olduğu yere dönüşü tam olarak budur.

Ve zamanla, sinir sistemi öğrenir. Onu sakinleşmeye zorladığınız için değil; kendi verdiğiniz o sakin yanıtla, ona en başından beri kendisini koruması gereken hiçbir tehlike olmadığını kanıtladığınız için öğrenir.

Semptomlar pençelerini gevşetir. Siz onların geçmesini çaresizce beklediğiniz için değil; hayatın direksiyonunu onlara vermeyi bıraktığınız için.

Asıl iş, asıl mücadele budur. Semptomların tamamen yokluğunun peşinden koşmak değil; onlarla kurduğunuz ilişki biçimini yeniden kendi egemenliğiniz altına almak.

O ilişki biçimini geri aldığınızda, hayatınızı da onunla birlikte geri alırsınız.

S

Yazar

Shaan Kassam

Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.

İlgili Diğer Makaleler

Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?

POZİTİF İÇ KONUŞMA MI !?

Kaygı anında korkuyla mantıksal tartışmaya girmek işe yaramaz. Çözüm, önce korkuyu ve rahatsızlığı dürüstçe kabul etmek; ardından içsel diyaloğu bir cesaretlendirme (tezahürat) moduna geçirmektir. Kendinizi ikna etmeye çalışmak yerine "Bu çok zor ama bununla başa çıkabilirim" diyerek destek olun. Bu yaklaşım, sahte bir yatışma arayışından uzaklaşıp gerçek kabule ve toleransa dayalı bir iyileşme adımı atmanızı sağlar.

Drew Linsalata16 Ağustos 2026
Benim Durumum Farklı!

Benim Durumum Farklı!

Tıbbi teşhisler semptomlara ne ad verileceğini söyler; ancak bedenin neden alarm verdiğini açıklamakta yetersiz kalır. CFS, IBS, MCAS veya kronik ağrı gibi farklı etiketlerin altında aynı süreç yatar: Koruma modunda sıkışmış tek bir sinir sistemi. İyileşme, her bir semptomu (su birikintisini) ayrı ayrı kovalamakla değil; duyarsızlaştırma ilkeleriyle sinir sistemine güvende olduğunu gösteren yeni deneyimler sunarak bu koruma döngüsünü tersine çevirmekle gerçekleşir.

Shaan Kassam05 Ağustos 2026
İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası

İyileşme Yolculuğumun Dönüm Noktası

yileşme yolculuğunun en büyük dönüm noktası, semptomları yok etmeye çalışmak yerine koşulsuz kabul etmektir. Kabul, geçsin diye yapılan bir pazarlık değil; rahatsızlıkla kurulan ilişkideki radikal bir eksen kaymasıdır. Panik anında nötr kalabilmek, düşüncelerle savaşmamak ve "Bu his kalsa da hayatıma devam edeceğim" diyebilmek sinir sistemine güven verir. Semptomların kalsa da gitse de önemsizleştiği bu teslimiyet, kaygının gücünü yavaşça kırar.

Shaan Kassam23 Temmuz 2026