
Makale
Kurban Değil Kaptansınız
Anksiyete tuzağı semptomlar değil, direksiyonu onlara teslim edip çaresiz bir kurbana dönüşmektir. Ne yapacağınıza, o anki hisleriniz karar veriyorsa anksiyete ve depresyon kaçınılmazdır. İyileşme, kontrol odağını (locus of control) elinize almak ve semptomla kurduğunuz ilişkiyi değiştirmektir. Bedeninizi kasmak (bracing) yerine, semptom aynı odadayken hayatınıza devam edin. Direksiyonu semptoma vermeyi bıraktığınızda, o da pençelerini gevşetir.

Kurban Değil Kaptansınız
İnsanların büyük bir kısmı, semptomları (belirtileri) yüzünden sıkışıp kaldıklarını düşünür. Eğer semptomlar ortadan kalkarsa, tamamen iyi olacaklarına inanırlar.
Ancak binlerce insana rehberlik ettikten sonra, bu fikre katıldığımı pek söyleyemem. En azından, artık böyle düşünmüyorum.
Bana göre asıl sorun; semptomların hayatınızı nasıl yaşayacağınızı, ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi ve kendinizin kim olmasına izin vereceğinizi dikkatle dikte etmeye başladığı an başlar.
İşte bu kısım, hayatınızı sessizce ele geçirir. Semptomlara, hayatınızın direksiyonunu teslim ettiğiniz yer tam olarak burasıdır.
Artık günün nasıl geçeceğini o seçer. Neye "evet" diyeceğinizi o belirler. Neden kaçınacağınızı o söyler. Daha yataktan bile çıkmadan önce, o gün kim olacağınızı o tayin eder.
Bana göre bu döngünün en tehlikeli kısmı semptomlar değil, işte bu teslimiyettir.
Hayatın sadece sizin başınıza gelen (happening to you) bir şey olduğunu hissettiğiniz an... Hiçbir seçim şansınız kalmamıştır. Gününüz, tamamen o an nasıl hissettiğinize göre dikte edilir.
Siz bu dünyaya bu şekilde yaşamak için gelmediniz. Siz buraya; kendi benliğinizin gerçek, tam ve özgür bir ifadesi olmak için geldiniz.
Hayatınızı sürekli şunları düşünerek yaşamamalıyız: Semptom orada mı? Daha da kötüleşti mi? Ya geri gelirse?
Bu şekilde yaşadığınızda hayatınızda hiçbir egemenliğiniz (so sovereignty) kalmaz. Hayatın sizin içinizden akıp gitmesi gerekirken, hayat sadece sizin başınıza gelen bir felakete dönüşür.
Ve hayat sadece başınıza gelen bir şey olduğunda; geleceğiniz ve kaderiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını hissettiğinizde, o zaman anksiyete hissi kaçınılmaz ve son derece doğal bir sonuçtur.
Sadece anksiyete de değil, aynı zamanda depresyon da...
Çünkü geleceğiniz üzerinde hiçbir kontrolünüz olmadığını hissettiğinizde, sonucu hiçbir şekilde etkileyemeyeceğinizi düşündüğünüzde, o zaman tüm bunların ne anlamı kalır ki?
İşte bu yüzden iyileşme yolculuğunun bir parçası sadece semptomlarla değil, onlarla kurduğunuz ilişki biçimiyle (how you relate to them) ilgilidir.
Bu yolculuk, kontrol odağını (locus of control) yeniden kendi elinize almakla ilgilidir. Ne olursa olsun, her zaman yanıt vermeyi (respond) seçecek bir şansınızın olduğunu fark etmektir. Her zaman.
Ancak tüm bunların sadece başınıza geldiğini hissettiğinizde, otomatik olarak o diz vuruşu refleksini (genellikle panik, korku veya dehşet tepkisini) verirsiniz.
Bunun yerine şunu fark edin: Semptomlar; aylardır, hatta yıllardır onlara direndiğiniz, tepki verdiğiniz, onlardan korktuğunuz, onlara odaklandığınız ve onları zorla düzeltmeye (fix) çalıştığınız için şu an bu kadar canlılar.
Döngüyü ve bu döngüye bizzat katılarak onu nasıl pekiştirdiğinizi (beslediğinizi) net bir şekilde gördüğünüzde, işte o zaman bu döngüyü kırma şansını yakalarsınız.
Ve tam o noktada her şey değişir.
Çünkü bu süreçte kendi elinizin de payı olduğunu gördüğünüz an, semptomun çaresiz bir "kurbanı" olmayı bırakır ve onu etkileyebilecek (influence) kişi haline gelirsiniz.
Daha sert savaşarak değil. Farklı bir yanıt vererek.
Semptom ortaya çıkar. Ve siz o otomatik refleksi vermek, bedeninizi kasmak (bracing), sürekli kontrol etmek ve onu düzeltmeye çalışmak yerine; orada öylece kalmasına izin verirsiniz. Onu beslemezsiniz. Onunla savaşmazsınız. O hala aynı odadayken, siz günlük hayatınıza, işinize gücünüze devam edersiniz.
İşte bu seçim, her zaman sizindi. Kontrol odağının yuvaya, yani ait olduğu yere dönüşü tam olarak budur.
Ve zamanla, sinir sistemi öğrenir. Onu sakinleşmeye zorladığınız için değil; kendi verdiğiniz o sakin yanıtla, ona en başından beri kendisini koruması gereken hiçbir tehlike olmadığını kanıtladığınız için öğrenir.
Semptomlar pençelerini gevşetir. Siz onların geçmesini çaresizce beklediğiniz için değil; hayatın direksiyonunu onlara vermeyi bıraktığınız için.
Asıl iş, asıl mücadele budur. Semptomların tamamen yokluğunun peşinden koşmak değil; onlarla kurduğunuz ilişki biçimini yeniden kendi egemenliğiniz altına almak.
O ilişki biçimini geri aldığınızda, hayatınızı da onunla birlikte geri alırsınız.
Yazar
Shaan Kassam
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?
Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır
Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

İYİLEŞİYOR MUYUM?
Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.