
Makale
Mükemmeliyetçilik
Mükemmeliyetçilik, anksiyeteyi besleyen en büyük yanılsamadır. "Her şeyi düzene sokarsam rahatlarım" diye düşünürüz, oysa rahatlayıp hayatı dağınıklığıyla kabul ettiğimizde huzur buluruz. Hayat doğası gereği kusurludur ve kontrol çabası baştan kaybedilmiş bir savaştır. Sosyal medyadaki yapay hayatlarla kendimizi kıyaslamak bizi sadece depresif yapar. İyileşme; kesinlik arayışını bırakıp, hata yapabilen yanılabilir bir insan olmayı kucaklamaktır. Kusurlarınıza gülün.

Mükemmeliyetçilik
Anksiyeteden muzdarip birçok insan ortak bir özelliği paylaşır: Mükemmeliyetçilik —yani her şeyi tam anlamıyla doğru yapma arzusu (ve bunun için gösterilen tekrarlayan çabalar). İçimizde, "Eğer dünyadaki her şeyi tam da olması gerektiği gibi hizalayabilirsem, işte o zaman rahatlayabilir ve kabul edebilirim" şeklinde ısrarcı bir his taşırız. Oysa gerçek bunun tam tersidir: Eğer rahatlar ve şeyleri oldukları gibi, tüm kusurlarıyla kabul edersek, kendimizi bu kusurlu halimizle tamamen iyi (OK) buluruz.
Mükemmellik arzusu, baştan kaybedilmiş bir davadır. Çevremizdeki dünya üzerinde bu tür bir kontrol uygulayamayız; hatta işleri tam istediğimiz gibi ayarladığımız alanlarda bile, zaman ve dışsal güçler bu çabaları çok çabuk altüst edebilir. Dolayısıyla, her şeyi düzene sokmak için sürekli kaybedeceğimiz bir savaşın içinde debelenmeye mahkum kalırız.
Hayat ve Mükemmellik Arayışı
Hayatımızın tek bir alanında bile —işimiz, evimiz, ilişkilerimiz vb.— "mükemmelliğe" ulaşamayacağımızı fark etmek önemlidir; çünkü bunların hepsi doğası gereği dağınıktır (messy). Hassaslaşmış bir sinir sistemine sahip olduğumuzda (sensitized), bu dağınıklık büyük bir hayal kırıklığı kaynağı olabilir. Hayatımızı basitleştirmek isteriz. Düzenli ve yönetimi kolay olsun isteriz; her gün karşımıza çıkan değişikliklerle ve yeni zorluklarla baş etmekte güçlük çekeriz. İyileşme; bu zorluklarla birlikte esnemeyi, hayatımızdaki kusurları ve dağınıklığı kabul etmeyi ve her şeyin sadece olmasına izin vermeyi (letting it all just happen) öğrenmeyi içerir.
Mükemmeliyetçiliğin strese yol açan bir diğer yönü de kendimizi neredeyse sürekli başkalarıyla kıyaslamaktır. Anksiyete yaşayan insanlar olarak, genellikle diğer insanlara bakar ve onların her şeyle mükemmel şekilde başa çıktığına, hayatlarını tamamen düzene soktuklarına inanırız. Bizi yıpratan kaygılardan uzak; mutlu, üretken, kaygısız ve istikrarlı görünürler. Diziler izler, başarılı insanlar görürüz. Sosyal medyaya girer; hayalini kurduğumuz hayatları yaşayan mutlu, başarılı, aktif ve hayatın içinde insanlar görürüz. Biz ise diğer yanda anksiyetemizle boğuşuyor, dünyada işlev göstermekte, hatta belki de evden çıkıp hayatla yüzleşmekte bile zorlanıyoruzdur.
Kaçınılmaz olarak kendi kendimize sorarız: "Neden ben de onlar gibi mutlu ve başarılı değilim?", "Neden eski halime geri dönemiyorum?" Bu sorular elbette hiçbir cevap doğurmaz; sadece bizi giderek daha perişan ve depresif hale getirir, hayatımızın geri kalanında hep böyle kalacağımıza dair bir kabullenişe sürükler.
Burada devreye giren iki durum vardır:
Başkalarına dair sahip olduğumuz o idealize edilmiş bakış açısı sadece bir illüzyondur. Neredeyse herkes kendisini ve hayatını gerçekte olduğundan çok daha iyi gösterir. Çoğu insan iş, ilişkiler, finans, sağlık gibi konularda kendi hayatıyla mücadele etmektedir; ancak sosyal medyada konuştukları ya da açığa vurdukları şey bu değildir. Gördüğümüz şey, bize başkalarının hayatına dair çarpıtılmış bir görüntü sunar. Yani kendimizi bir fanteziyle kıyaslıyoruzdur.
Her türlü kıyaslama aslında tamamen anlamsızdır. Sadece bizi ya başkalarından üstün ya da onlardan eksik hissettirmeye yarar —ki bunların ikisi de gerçek değil, sadece birer yargıdır (judgment).
Mükemmel Olmaktan Vazgeçmek
İlginç bir şekilde, mükemmel olma fikrinden vazgeçip kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde, özgün benliğimiz (authentic self) olabilmek için bir alan açarız. Anksiyeteyi ve mükemmeliyetçiliği geride bırakmış biri olarak söyleyebilirim ki; bu değişim, üzerimdeki baskının muazzam şekilde hafiflemesini ve kendime OLDUĞUM GİBİ beslediğim koşulsuz bir sevgiyi beraberinde getirdi. Bu da yaşam kalitemde DEVASA bir iyileşme sağladı. Kendim olabileceğimi, hatalar yapabileceğimi, bu hataların sorumluluğunu alabileceğimi ve insan olduğum için kendi halime gülebileceğimi fark ettim. Aynı zamanda bu durum beni yeni şanslar denemeye açtı ve mümkün olduğunu bile bilmediğim çok daha fazla şeyi başarmamı sağladı.
Bunu söylemekle birlikte, hayatta mükemmeliyetçiliğin bize fayda sağladığı, çok yüksek kalitede bir iş çıkarmanın önemli, hatta kritik olduğu durumlar (mesleki durumlar gibi) elbette olabilir. Ancak genel olarak, günlük hayatımızda mükemmeliyetçilik gereksiz bir stres ekler; bu da yaşam kalitemizi düşürür, bizi anksiyeteye yatkın hale getirir ve halihazırda var olan kaygılarımızı daha da kötüleştirir.
Anksiyeteden iyileşmek; bu mükemmellik, kontrol ve kesinlik (certainty) arayışını tamamen bırakmayı ve aslında içinde yaşadığımız o kusurlu, dağınık ve sürekli değişen dünyayı kucaklamayı gerektirir.
İnsan olmak tamamen normaldir (ve güvenlidir)!
Mükemmel olma ihtiyacını serbest bırakmayı pratik edin. Hatalarınız konusunda açık olun. Kusurlarınıza gülüp geçebilin. Yanılabilir bir insan olmayı kucaklayın. Bu size çok büyük geri dönüşler (dividends) sağlayacaktır.
Yazar
Carl James
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

İlaç Kullanıyorum Ama?
Anksiyete ilacı kullanmak zayıflık veya başarısızlık değildir; iyileşme yolunda güvenli bir köprüdür. Ancak ilaç semptomları hafifletse de anksiyetenin kökündeki çocukluk travmalarını veya bastırılmış duygusal yaraları tek başına iyileştirmez. Kalıcı iyileşme, kendimizi bozuk değil yaralı görerek, bedenimizdeki alarmla savaşmayı bırakıp ona şefkatle kulak verdiğimizde gerçekleşir. Sen bozuk değilsin Sadık; ilaç bir varış noktası değil, sadece kendini anlama yolculuğundaki bir araçtır.

Kaygı Bozukluğunda Sorun Kaygı Değil, Sorun Çözme Alışkanlığıdır
Zihin somut sorunları çözmekte başarılıdır; ancak kaygı bozukluğunda gelecek ihtimallerini çözülmesi gereken bir tehdit sanarak ruminasyon döngüsünü başlatır. Bu otomatik sorun çözme alışkanlığını kırmak için üç adımı uygulayabilirsiniz. İlk olarak, zihninizin belirsizliği çözmeye çalıştığı anı fark edin. İkinci olarak, düşünceyle savaşmak yerine onun bedendeki etkisini merakla gözlemleyin. Son olarak, her düşüncenin bir cevap gerektirmediğini fark ederek analizi bırakın.

İYİLEŞİYOR MUYUM?
Sinir sistemi iyileşmesinin en tuhaf yönü, bunu en son sizin fark etmenizdir. İyileşme görünür bir ilerleme sunmaz; o bir varlık değil, eski kasılmaların sessiz yokluğudur. Semptom takibi yapmak beyne tehdit mesajı göndererek alarmı sıcak tutar. Durumu izlemeyi bırakanlar daha hızlı iyileşir. Kendi hisleriniz yerine dışsal verilere bakın: Altı ay önce kaçındığınız şeyleri şu an yapıyor musunuz? Fark hissetmemek başarısızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir.