
Makale
Başkalarıyla Konuşurken Zihnim Neden Boşalıyor?
Sosyal ortamlarda zihnin boşalması, yargılanma korkusu ve aşırı öz-odaklanmanın tetiklediği geçici kopukluk hissinden kaynaklanır. Kişi içine döndükçe konuşmadan uzaklaşır ve döngü derinleşir. Çözüm; bu hissin zararsız olduğunu anlamak, kendini yargılamayı bırakmak, dikkati dışa yöneltmek ve sosyal durumlardan kaçınmadan pratik yapmaktır. Özgüven arttıkça ve kabul geliştikçe bu durum azalır.

Başkalarıyla Konuşurken Zihnim Neden Boşalıyor?
Geçtiğimiz günlerde, başkalarıyla iletişim kurarken çevresinden kopmuş hisseden birinden bir soru aldım. Bunu ben de deneyimlediğim için bu konuyu ele almak istedim.
"Sosyal bir durumun içindeyken çoğu zaman zihnim boşalıyor, gerçeklikten ve konuşmanın kendisinden kopmuş hissediyorum. Ya yaşadığım rahatsızlığı gizlemek için durmadan saçmalıyorum ya da hiçbir şey söyleyemiyorum. Bu durum hayatımı çok olumsuz etkiliyor; bunun neden olduğunu ve üstesinden gelmek için neler yapabileceğimi bilmek istiyorum."
Bu sorun, sosyal etkileşim korkusundan kaynaklanır; bu korku, zihnin boşaldığı ve konuşmayı sürdürmekte zorlanıldığı geçici bir "depersonalizasyon" (kendine yabancılaşma) ve gerçeklikten kopma hissini tetikler.
Bu durumu yaşayan kişiler genellikle şunlardan şikayet eder:
Sersemlemiş, rüya benzeri bir durumda hissetmek
Söyleyecek hiçbir şey bulamamak
Aşırı derecede kendinin farkında olmak
Korku ve kaygı hissetmek
Düzgün veya net düşünememek
Konuşmayı bir an önce bitirme ihtiyacı duymak
Konuşma sırasında gerçeklikten kopma hissi, yaygın anksiyeteden ziyade sosyal anksiyeteden muzdarip olanlarda çok daha yaygındır. Bu durum temel olarak düşük özgüvenden beslenir; bu da yargılanma veya reddedilme korkusunun yanı sıra, geçmişteki sosyal başarısızlıkların gelecekteki başarısızlık korkusuna dönüşmesine neden olur.
Sonuç olarak, kişiler aktif bir şekilde konuşmaya katılmak yerine daha çok zihinlerinin içinde yaşarken; nasıl göründükleri, nasıl bir izlenim bıraktıkları veya o anksiyete/huzursuzluk hissinin ne zaman ortaya çıkacağı konusunda endişelenirken kendilerini bulabilirler.
Tüm dikkatimiz kendimizdeyken bir konuşmanın parçası hissetmek çok zordur
Farkındalığınız aynı anda sadece tek bir şeye odaklanabildiği için ve şu an çoğunlukla içe yönelmiş olduğu için, karşıdaki kişinin ne dediğini neredeyse hiç dinlemez hale gelirsiniz. Bu da etkileşimden kopmanıza neden olur, daha fazla korku ve anksiyete yaratır ve böylece daha da fazla içe dönersiniz.
Kişi o anda aynı anda gerçekleşen birden fazla düşünce ve korkuya sahip olduğu için, beyin kendini tehdit altında hisseder ve koruma moduna geçer. Çevrenizden, sanki artık gerçekliğin bir parçası değilmişsiniz gibi kopuk hissetmenizin nedeni budur. Bunu, çok fazla pencere açık olduğu için yavaşlayan veya aşırı bilgi yüklemesini kaldıramadığı için tamamen donan bir bilgisayar gibi düşünün.
Maalesef bu bir kısır döngüye dönüşebilir; kişi ne kadar kopuk hissederse o kadar korkar ve içe döner, bu da bu hisleri daha da abartır. Daha sonra genellikle bir sonraki sosyal etkileşim hakkında ve bunun tekrar olup olmayacağı konusunda endişelenirler, ki bu da genellikle tekrar olacağı anlamına gelir.
Bu durum, kişiyi kesinlikle gerekli olmadıkça sosyal durumlardan kaçınmaya itebilir. Buradaki sorun, bu kaçınmanın bilinçaltındaki "başkalarıyla iletişim kurmakta bir problem olduğu" algısını pekiştirmesi ve böylece korkunun daha da artmasıdır.
Başkalarının yanındaki bu kopukluk hissinin üstesinden nasıl gelinir?
Bu kopukluk hissinin zararsız olduğunu anlayın; bu, beynin sizi yakın bir tehdit olarak algıladığı şeyden koruyan doğal savunma mekanizmasının bir parçasıdır. Bu hissin geçici ve tamamen zararsız olduğunu bilmek, ondan daha az korkmanıza yardımcı olabilir. Bu süreç tamamen korkuyu azaltmakla ilgili olduğundan, bu sinir bozucu deneyimi aşmanın önemli bir parçasıdır.
Kendiniz hakkındaki tüm olumsuz düşünceleri serbest bırakın
İnsanların sizi sandığınız gibi yargılamadığını kabul edin. Aslında sadece siz kendinizi yargılıyorsunuz ve başkalarının da sizi sizin gördüğünüz gibi gördüğüne inanıyorsunuz. Sosyal anksiyete yaşayan pek çok kişi, insanları gözünde büyüttüğü (kaideye koyduğu) için gerilir. Kendileri hakkında hissettikleri yüzünden başkalarına sanki onlardan daha iyilermiş gibi bakarlar; bu yüzden yargılanmaktan ve kabul görmemekten endişe ederler.
Gerçek şu ki, hepimiz aynıyız; hiç kimse kimseden daha iyi değildir. Tek fark, insanların kendileri hakkında sahip oldukları düşüncelerdir. Sizi aşağı çeken veya size kim olduğunuzu söylemeye çalışan her türlü düşünceyi serbest bırakmayı öğrenin. Onların gerçeklik olmadığını, sadece kim olduğunuzu sandığınıza dair sahte bir versiyon yarattıklarını fark edin.
Özgüveninizi geliştirmeye çalışın ve öz bakım yapın
Sosyal anksiyetenin temel nedeni, kim olduğunuzla ilgili rahat hissetmemektir. Bu nedenle, kabulü kendi dışınızda değil, kendi içinizde aramanız hayati önem taşır.
Özgüveni artırmak başlı başına bir konudur ancak kendinizi daha iyi hissetmek için yapabileceğiniz birçok şey vardır. Bunlardan biri; iyi beslenerek, egzersiz yaparak ve kendinize nazik davranarak kendinize bakmaktır.
Hayatınızdaki sizi aşağı çeken toksik insanları bırakmayı öğrenin ve kendinizi, size kendinizi daha iyi hissettiren insanlarla çevreleyin. Kötü alışkanlıklarınızdan vazgeçmeye çalışın. Formda kalın. Doğada yürüyüşlere başlayın. Bir meditasyon sınıfına katılın. Sevdiğiniz şeylerle uyumlu yeni hobiler ve ilgi alanları edinin; ruhunuzu besleyen herhangi bir şey olsun.
Fiziksel ve zihinsel sağlığınıza elinizden geldiğince iyi bakmayı öğrenin. Gerçek şu ki, kendiniz hakkında ne kadar iyi hissederseniz, başkalarının yanında o kadar rahat hissedersiniz.
Zihninizde değil, anda yaşayın
Sosyalleşirken, konuşmaya daha fazla dahil olabilmek için zihninizin içinden daha fazla çıkmayı öğrenin. Dikkatinizi nasıl hissettiğinize değil, karşıdaki kişiye yöneltmeyi öğrenin.
Başlangıçta bir miktar anksiyete varsa, olmasına izin verin. Onu kontrol etmek veya yok etmek için hiçbir şey yapmaya çalışmayın. Sadece anksiyetenin var olmasına izin verin. Kendi haline bırakılan anksiyete kendi kendine zayıflar. Onun hakkında endişelenmek sadece onu artırır ve farkındalığınızı konuşma yerine içsel olarak neler olup bittiğine odaklar.
Öğrendiğim kilit şeylerden biri; beynim takılırsa ve bir kopukluk hissi yaşarsam bunu artık umursamamaktı; oluyorsa oluyordu. Artık bunu umursamadığınızda veya bununla ilgili endişelenmediğinizde, korku dramatik bir şekilde zayıflar. Onu yaratan korkunuz olduğu için, artık olmadığını veya olsa bile çok daha hafif olduğunu göreceksiniz. Ayrıca, artık umursamayarak normalden çok daha az içe dönük olduğunuzu fark edeceksiniz, bu da daha "anda" olmanızı sağlayacaktır.
Sosyal etkileşimlerden kaçınmayın
İnsanlarla karışmaya devam edin. Beyninize başkalarının yanındayken bir tehdit olmadığını öğretin. Geri çekilmek yerine komşunuzla konuşarak, bir kasiyerle sohbete girerek veya bir otobüs durağında bir yabancıyla havadan sudan konuşarak küçük adımlarla başlayabilirsiniz.
Yeni bir sınıfa katılmaya veya bir gönüllülük işi üstlenmeye, yani sizi başkalarıyla daha fazla etkileşime sokacak herhangi bir şeye doğru ilerlemeyi düşünün. Ne kadar çok pratik yapar ve sosyal durumlarda ne kadar rahatlarsanız, o kadar az anksiyete hissedersiniz.
Kabul görmek amacıyla bir performans sergilemeye veya başkalarının görmek istediğini düşündüğünüz bir karakter yaratmaya çalışmayın. Bu sizi yine zihninizin içine sokar; olmadığınız biri olmaya veya insanların duymak istediğini sandığınız şeyleri söylemeye çalışmanıza neden olur. Bu sadece konuşmanın zoraki ve yapay hissettirmesine yol açar.
Bir konuşmanın provasını yapmayın veya ne söyleyeceğinizi düşünmeye çalışmayın. Esprili olmak ya da sessizlikleri doldurmak zorundaymış gibi hissetmeyin; sadece doğal ve kendiliğinden gelişmesine izin verin.
Kendinizi olduğunuz gibi ve olayların gelişimini olduğu gibi kabul edin. Başlangıçta istediğiniz gibi gitmezse kendinizi yargılamayın. Pratik ve azimle işler kademeli olarak düzelecektir.
Bu sinir bozucu deneyimi aşmanın anahtarı, ondan duyduğunuz korkuyu azaltmak ve zihninizin içinden çıkmayı öğrenmektir. Yukarıdaki ipuçlarını takip ederseniz, özgüveninizin arttığını ve başkalarının yanındaki anksiyetenizin zayıflamaya başladığını göreceksiniz. Ayrıca, içsel durumunuzla daha az meşgul olmayı öğrendiğinizde, farkındalığınız doğal olarak dış dünyaya kayacak ve başkalarının yanında kendinizi daha fazla "anda" hissedeceksiniz.
Yazar
Paul David
Bu içerik ZihinHub editör ekibi tarafından hazırlanmıştır. Kaygı, kabul, iyileşme ve psikolojik esneklik üzerine destekleyici içerikler üretmeye odaklanır.
İlgili Diğer Makaleler
Benzer içeriklere de göz atabilirsin.

Anksiyete Yaşayan Kişilerin Aile ve Arkadaşları İçin Tavsiyeler
Anksiyete yaşayan biri en çok anlaşılmaya ve yargılanmadan dinlenmeye ihtiyaç duyar. “Kendini toparla” gibi baskıcı yaklaşımlar durumu zorlaştırırken, sabır ve empati iyileşmeyi destekler. Kişi çoğu zaman yaşadıklarını gizler, bu yüzden açık iletişim çok önemlidir. En büyük destek, çözüm dayatmak değil yanında olmak ve sürece saygı duymaktır.

Anksiyete Kaynaklı Suçluluk Duygularının Üstesinden Gelmek
Anksiyete yaşayan birçok kişi suçluluk ve yetersizlik hissedebilir; ancak bu durum zayıflık değil, yaygın bir deneyimdir. Kendini zorlamak, rol yapmak ya da başkalarını memnun etmeye çalışmak süreci daha da zorlaştırır. İyileşmenin önemli bir parçası, kendini suçlamayı ve kendine acımayı bırakıp mevcut durumu kabul etmektir. Kendine nazik ve sabırlı olmak, zamanla toparlanmayı destekler.

Anksiyete İçin En İyi ve En Kötü Yiyecekler
Anksiyetede beslenme ve yaşam tarzı genel vücut sağlığını arttırdığı için pozitif katkı sağlar. Sağlıklı ve doğal besinler enerji ve ruh halini desteklerken, alkol, fazla şeker ve işlenmiş gıdalar kaygıyı artırabilir. Kafeini azaltmak ve bol su tüketmek faydalıdır. Düzenli egzersiz ise stresi azaltır, zihni sakinleştirir ve genel iyilik halini artırır.